Gözlem Raporları

Ufolarla İlgili Enteresan Bilgiler

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporları

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 15:59

1901 Yaz ayları... ABD

Küçük Frank'in gözlemi

Yirminci yüzyılın ilk yakın karşılaşmalarından kabul edilen bu olay, West Midlans'ta yaşandı. 1897 ve 1909 yılları; Amerika Birleşik Devletleri'nin hemen her yanında görülen "uçan gemi" filolarının ziyaretlerini sürdürdükleri tarihlerdir. Bu yıllar arasında Mars gezegeninin Dünya'ya olan uzaklığı en aza inmiş ve 80.000.000 km olmuştu.

Gözlemci o zamanlar henüz 10 yaşında küçük bir çocuktu. Bir öğleden sonra oyun arkadaşlarından ayrılıp evine dönmeye karar verdi. Kırsal kesimde ve geniş bir bahçeye sahip olan eve yaklaşırken, çimenlerin üzerine konmuş, yabancı, garip bir yapıyı gördü. Cisim dikdörtgen biçimde bir evi andırıyordu. Ancak çatı olması gereken yerin tam ortasından yukarı doğru uzanan küçük bir bölümü daha vardı. Pencereleri yoktu. Ama dışarıya doğru açılan bir kapıya sahipti. Cismin yüksekliği l m, uzun kısmı 1,80 ve kısa tarafı da 1,20 m kadardı. Kapı yüksekliği ise 60 cm kadar olmalıydı...

Frank'in şaşkın bakışları altında kapı açıldı ve dışarıya insan görünümlü iki adam çıktı. 30 ile 40 yaşları arasında olmalıydılar. Alıştığımız insanlardan farkları yoktu. Üzerlerine sımsıkı oturan, asker üniformasına benzer kıyafetler giymişlerdi. Yalnız başlarında, kulaklarını da örten yine sıkı başlıkları vardı. Başlıktan Frank'in anten diye tanımladığı uzantılar çıkıyordu. Bu antenlerin yüksekliği 23, çapı ise 7 cm çapındaydı.

Yabancılar ve Frank işaret diliyle anlaştılar. Adamlardan biri koluyla uzak durmasını işaret etti ve Frank'in cisme yaklaşmasını istemediğini belirtti. Frank geri gitti. Bu arada adamlar hızlı hareketlerle yeniden gemiye döndüler. Bir kaç dakika sonra, cisim çevresine parlak ışıklar yayarak, garip sesler çıkartmaya başladı. Havalandı ve gökyüzünde uçarak kayboldu.

Bazı komşular cisimden çıkan sesi duymuş, bazıları da cismi havadayken görme imkanı bulmuştu. Olay zamanla unutuldu... Frank hayatı boyunca bir daha UFO görmedi. Tuhaf yabancılarla da karşılaşmadı. Bu olaydan sonra aradan yılar geçti... Ve yetişkin bir kişi olduğunda, cismin UFO, adamların da "Dünya Dışı Ziyaretçiler" olduklarını kabullenmişti.

18971909 yılları arasında en çok ABD'yi etkileyen yoğun UFO gözlemleri yapılmıştı... Aynı.yoğunluktaki UFO dalgaları yıllar sonra, 1965 civarında yeniden tekrarlanacaktı...



Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporu 2

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 16:00

Şubat 1946 Sao Paulo Brezilya

Joao Prestes Filho'nun korkunç ölümü...

Ufoloji tarihinde çok az rastlanan ve bir dünyalının ölümüyle sonuçlanan bu olay; alıştığımız gözlem raporlarından çok, dehşet verici bir korku filmini hatırlatıyor. Kendisinden tanık yerine kurban olarak bahsedeceğimiz Joao, o zamanlar 40 yaşlarındaydı. Tarım ve ticaretle uğraşan, sağlıklı bir kimseydi. Olay günü, o zamanlar 39 yaşında olan ve 1972'de hala yaşayan arkadaşı Salvador dos Santos'la birlikte balık avına gitmişti...

Joao, karısı ve çocukları karnaval eğlencelerine katıldığı için, geri döndüğünde rahatça girebilmek amacıyla pencereleri açık bırakmalarını istedi. Akşam saat 19.00 civarında havanın güzelliğine karşın etrafa inen sis nedeniyle iki arkadaş evlerine dönmeye karar verip, ayrı yönlere gitmek üzere birbirlerinden ayrıldılar. Tam bir saat sonra Joao dehşet içinde ve bağırarak kız kardeşinin evine gitti.

Pencereden evine girmeye çalışırken, içeriden gelen ve gözleri kör edecek kadar kuvvetli bir ışık kaynağına maruz kaldığını, başım elleriyle korumaya çalıştığını ancak başarılı olamadığını söyledi. Daha sonra yere düşmüş, ancak şuuru yerinde kalarak bir kaç dakika kıpırdamadan beklemişti. Ardından yardım istemek amacıyla, yaşadığı köyün merkezine doğru koşmaya başladı.

İlk anda davranışları normal görünüyordu. Kız kardeşi Maria hemen komşularını çağırdı. Bu arada Joao hiç durmadan hikayeyi yeniden anlatıyordu. Yüz, baş, kollar, bacaklar gibi vücudunun açıkta kalan bölgelerinde herhangi bir yanık izi yoktu. Ancak hala atlatamadığı şokla gözlerini kocaman açmış, yüksek sesle olayı tekrarlıyordu...

Bir kaç saniye sonra da kabus başladı... Joao'nun sanki derisi incelmiş ve deri altındaki etleri görünür hale gelmişti. Saatlerce suda haşlanmış et parçaları gibi görünüyordu... Sonra etler kemiklerden ayrılıp düşmeye başladı!... Çene, göğüs, kollar, eller, parmaklar, bacakların alt kısımları, ayaklar ve ayak parmaklan parçalara ayrılıp düşüyordu...

Bazı et parçaları kemiklere yapışık halde sallanıyordu. Bir kaç saniye içinde öyle korkunç şeyler olmaya başlamıştı ki, hiç kimse Joao'ya dokunmaya cesaret edemiyordu. Yine de bilincini kaybetmemişti ve bu korkunç duruma rağmen acı hissetmiyordu... Ardından dudakları, burnu da düştü. Gözleri yuvalarından fırlamış, artık yerinde olmayan ağzıyla, anlaşılamayan sözcükler mırıldanıyordu. Giderek bunlar hırıltılara dönüştü...

Bu karışıklık içinde yakınları Joao'nun bedenini bir arabaya koyup yardım istemek amacıyla en yakın sağlık kuruluşuna götürmeye karar verdiler. Ama ne yazık ki Joao yola dayanamayarak vefat etti. Son anlarına kadar sanki başına gelen korkunç olayı anlatmak istermişçesine, boğazından çıkan korkunç hırıltılarla çevresindekilere ulaşmaya çalışıyordu.

Geride otopsi yapılacak ceset bile kalmamıştı. Dönemin ve şartların getirdiği bilgisizlik sonucu ölüm nedeni vücuttaki ağır yanıklar olarak bildirildi. Polis araştırma yaptıysa da sonuca varamadı. Tek ip ucu vardı, o da yakın çevrede yaşayan köylü halkın, olay gecesi gökyüzünde garip ışıklar görmeleriydi... Joao kızkardeşine anlattığı kadarıyla UFO benzeri bir cisim görmemiş, sadece kendi evinden çıkan güçlü ışık kaynağı nedeniyle ölmüştü. Dahası o yıllarda resmi Ufoloji henüz doğmamıştı bile...

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporu 3

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 16:00

14 Haziran 1968 Arjantin

Otele gelen uzaylı...

Söz konusu tarihte 19 yaşında olan Maria Pretzel, anne ve babasının sahip olduğu otelde çalışıyordu. Olay günü otelden ayrılan bir kaç turisti henüz uğurlamıştı. Ön kapıyı kapatmaya giderken, dışarıdan gelen güçlü mavi bir ışıkla irkildi. Arkasına dönüp baktığında o yabancıyla karşılaştı... Adam gülümsedi ve Maria ile anlayamadığı garip bir lisanda konuştu. Sanki Maria'ya korkmaması gerektiğini söyler gibiydi...

Sonra adam sağ elini Maria'ya uzattı, dört parmağını kaplayan bir yüzüğü vardı ve genç kız bedeninin gerildiğini hissetti. Mavi renkli yüzüğü yaklaşık 10 cm genişliğindeydi. Adam yine mavi renkte, tek parça bir üniforma giyiyordu. Ayakkabıları parlak metalden yapılmıştı. Yabancının yüzü alıştığımız türden insanlara benziyordu. Sürekli gülüyordu ve dost bir ifadeye sahipti. Saçları beyaz denilecek kadar açık sarıydı. Yine açık renkli gözleri vardı ve dişleri parlıyordu. Sağ elinden ve ayaklarından çevreye beyaz bir ışık yayılıyordu.

Maria ondan korkmadı. Sadece adam kolunu kaldırdığında sanki kendisini çağırıyormuş gibi hissedip kontrolünü kaybetti. O zaman genç kız koşarak resepsiyona kadar geldi. Adam bu defa hızla ve biraz daha yüksek sesle konuşmaya başladı. O da resepsiyona geldi. Son derece yumuşak ve çevik adımlarla yürüyordu. Vücudu bir dansçınınki kadar kusursuzdu. Elini kaldırdığı zaman Maria tüm gücünü kaybetti. Elinde kristal bir küre tutuyordu. Çevreye ışıklar yayan dairesel cisim radar olabilirdi. Adam otel girişinde 5 dakika kaldıktan sonra döndü ve dışarı çıktı. O giderken kapı kendiliğinden kapandı!...

Baba Pedro Jacobo Pretzel, otele geldiği zaman kızım yatağında baygın buldu. Bir kaç dakika önce 20 numaralı oto yoldan otelin bulunduğu yere yaklaşırken, taş döşeli yan yolda hızla ilerleyen bir araç görmüştü. Ancak arabadan çok makineye benzettiği aracın hızı karşısında hareketsiz kalmıştı...

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporu 4

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 16:01

12 Kasım 1968 Fransa

Doktor X'in davetsiz konukları

Dünya Dışı Varlıklar"ın insanlarla kurdukları temaslar çerçevesinde, kaçırılmadan öte bir ziyaret niteliğini taşıyan bir başka olayın kahramanı, Fransız Alpleri'nde yaşayan ve kendi alanında herkesçe tanınan Doktor X, adını ve soyadını gizli tutmayı tercih etmişti.

1 Kasım gecesini ertesi güne bağlayan saatlerde, Doktor X henüz 18 aylık oğlunun ağlamasıyla birden uyandı. Aslında çocuk ağlamıyordu ama sanki bir şey ister gibiydi. Bebeğin su isteyebileceğini düşünerek, karısını uyandırmadan yavaşça çocuk odasına gitti. Bebek yatağında ayakta duruyor ve büyük bir heyecanla pencereyi işaret ediyordu. Doktor X, panjurların arasından kıvılcım gibi parlayan ışık yansımalarını fark etti...

Doktor X yıllar önce Cezayir savaşına katılmış ancak geçirdiği mayın kazası sonucunda bacağından yaralanmıştı. O zamandan beri de sürekli topallayarak yürüyordu. Dahası 29 Ekim 1968 günü evinin bahçesinde ayağına batan dikenin açtığı derin yara sonucu, ayağı şişmiş ve doktor bu nedenle dört gün boyunca kıpırdamadan yatmak zorunda kalmıştı. Bu ayrıntılar doktorun yaşadığı deneyim açısından büyük önem taşıyacaktı.

Oğluna su getirmek için mutfağa doğru ilerlerken panjurların arasından aynı ışık patlamalarının devam ettiğini de görüyordu. Mutfağa girdiğinde saate baktı. Saati sabahın 03.55'ini gösteriyordu. Pencereyi açıp dışarıda neler olduğuna bakmak istedi. Evin bulunduğu nokta, çok geniş bir vadiyi bütün ayrıntılarıyla görmeye uygundu.

Pencereyi açtığında sağ taraftan tabak biçimli iki aracın geldiğini gördü. Ardından uçan nesneler havada birleşerek tek araç halini aldılar. Devasa boyutlardaki nesne Doktor X'in villasını bir kaç saniye süreyle kuvvetli bir ışıkla aydınlattı. Doktor şaşkınlık içinde gördüklerini anlamaya çalışırken nesne gözden kayboldu ve geriye sadece biraz duman kalmıştı... Doktor pencereyi kapatıp içeri girerken saati 04.05'i gösteriyordu.

Yaklaşık 10 dakika geçmiş olmalıydı... Buz dolabının üzerindeki bloknotu alıp gördüklerini yazdı ve resimledi. Hemen yatak odasına dönüp karısını uyandırdı. Ona az önce tanık olduklarını anlattı. Her ikisi de çok heyecanlanmışlardı. Ancak karısı birden: "Bacağın!..." diye bağırdı. O anda doktor odada son derece normal şekilde yürüdüğünü fark etti. Artık topallamıyordu... Dahası ayağındaki yaradan kaynaklanan şişlik ve iltihap da yok olmuştu... Yara izi neredeyse tamamiyle geçmişti ve ayağı normal görünümdeydi...

Doktor ve eşi bir süre daha konuşup, yatmaya karar verdiler. Ertesi sabah Doktor X'in karısı saat 10.00'da kalktığında eşinin hala uyuduğunu gördü ve onu rahatsız etmek istemedi. Doktor öğleden sonra ikiye kadar uyudu ve kalktığında önceki gece yaşadıklarını hatırlamıyordu!... Hatta kendi çizdiği resimleri ve notları gördüğünde bile olanlara hiç bir anlam veremiyordu...

Aradan bir kaç gün geçti...

Cezayir savaşında aldığı yara izleri de kaybolmuştu. Doktor artık normal bir insan gibi yürüyordu. Ama hala l Kasım gecesi yaşadığı şokun etkisini üzerinden atamamıştı. 17 Kasım günü Doktor X'in göbek çevresinde kırmızı renkli bir üçgen belirdi. Ertesi gün, oğlunun göbeğinde de yine kırmızı ancak daha küçük bir üçgenin oluştuğunu gördüler... Üçgenler bir kaç gün boyunca deri üzerinde kaldılar. Ancak bu sürede baba ve oğulda inanılmaz derecede ileri kabul edilebilecek paranormal yetenekler ortaya çıkmaya başladı...

Daha sonra yapılan araştırmada l Kasım gecesi, sabaha karşı saat dört civarında evlerine gitmekte olan bir gurup asker, Seat 1500 marka arabalarıyla Lerida Zaragoza yolunda ilerlerken, arabanın çalışmaz hale gelmesiyle durmak zorunda kaldıklarını bildirdiler. Aynı anda, yarım daire şeklinde devasa bir cismin, karşıdaki tepeden kendilerine doğru geldiğini, bir süre yükseldikten sonra da gökyüzündeki bir noktada sessizce durduğunu bildirdiler. Cismin gözden kaybolmasının hemen ardından araba yeniden çalışmaya başladı ve askerler yollarına devam ettiler.

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporu 5

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 16:02

7 Ocak 1970 Finlandiya

Işık yaklaştıkça daha da kuvvetleniyordu...

Olay Helkinsi'nin 130 km kuzey doğusunda bulunan Heinola şehrinde yaşandı. Meslekleri dışında sporla ilgilenen ve kayak yarışmalarına da katılan iki arkadaş, 36 yaşındaki Aarno Heinonen ve 38 yaşındaki Esko Viljo söz konusu tarihte kayak yapmak amacıyla buluştular. Her ikisi de son derece sağlıklı yaşayan, hatta sigara bile içmeyen kişilerdi.

Sabahın çok erken saatlerinde kaymaya başladılar... Öyle ki güneşin ilk ışıklarına rağmen gökyüzündeki yıldızları görmek hala mümkündü. Isı 17 dereceydi ve rüzgar yoktu. Bir süre sonra durup dinlendiler. Aradan beş dakika geçmemişti ki, garip bir vınlama sesi duydular. Gökyüzünde hareket halinde ve onlara doğru yaklaşan bir ışık kaynağı gördüler. Işık yaklaştıkça daha da kuvvetleniyordu...

Aarno ve Esko ışığın çevresinde dönen gri renkli, bulutu fark ettiler. Etrafa ışık yayıyor ve rengi gri ile kırmızı arasında değişiyordu. Diğer yanda bulutun üst kısmından dumanlar da çıkıyordu. İki adam hiç konuşmadan şaşkın bir halde karşılarında gördükleri buluta bakıyordu... Bulut 15 metre kadar yaklaştığında, iç kısmında yuvarlak bir nesne olduğunu gördüler.

Metal görünümlüydü ve alt kısmı tamamiyle düzdü. Yaklaşık 3 metre çapında olabileceğini düşünmüşlerdi. Alt kısmında üç adet yarım küre ve tam ortada da 25 cm çapında bir boru vardı. Cisim bir kaç dakika havada asılı kaldı, bu arada vınlama sesi hala duyuluyordu... Cisim yavaşça yere yaklaşırken ses de giderek çoğaldı. Az sonra gri bulut hafifledi ve dağıldı. Uçan nesne ile yer arasında sadece üç dört metrelik mesafe kalmıştı. Alt kısımdaki borudan bir ışık çıktı ve kar üzerinde daireler çizmeye başladı.

Tam o sırada Aarno Heinonen dışarıdan gelen bir güçle arkaya doğru itildiğini hissetti. Sonra aniden cismin altında, ışık huzmesinde ayakta duran yabancıyı gördü. Adamın elinde siyah renkli bir kutu vardı. Yuvarlak kutunun aralık yerinden nabız gibi atan, sarı bir ışık çıkıyordu. Adam 90 cm boyunda kadardı. Kollan ve bacakları çok zayıftı. Yüzü son derece solgundu. Burnu sivri bir gagayı andırıyordu. Küçük ve aşağıya doğru inen kulaklara sahipti. Üzerindeki giysi metalik yeşil renkte bir tulumdu. Dirseklerine kadar uzanan beyaz eldivenleri vardı. Koyu yeşil çizmeler giymişti.

Aynı adamı Esko Viljo da gördü. Dikkatini en çok çeken de adamın başındaki metalik kasktı. İki kayakçı şaşkınlık içinde cismi ve içinden çıkan yabancıyı izlerken, ziyaretçi hafifçe dönerek kutusuyla Aarno'yu işaret etti. Kutudan çıkan ışık gittikçe kuvvetleniyor ve gözleri kör edecek bir parlaklığa ulaşıyordu.

Bu arada cismin altından yeni bir sis dalgası yayılmaya başladı. Sisin arasından ışık kıvılcımları çıkıyor ve renkleri kırmızı, yeşil ve mor arasında değişiyordu. Işık kar üzerinde daireler çiziyordu. Daireler her seferinde biraz daha genişleyerek Aarno ve Esko'nun etrafı göremeyecek hale gelmelerine kadar büyümeye devam ettiler. Bir süre sonra "yabancı adamı" da göremeyecek duruma gelmişlerdi.

Gözlemin yaklaşık 1520 saniye sürdüğünü tahmin ediyorlardı. Gözlerini açtıklarında cisim gitmişti ve gökyüzü her zamanki sessizliğine bürünmüştü. Aarno ve Esko olay sonrasında korku hissetmediler. Her ikisi de sakindi. Öylece, konuşmadan, bir şey yapmadan durdular.

Geride kalan son sis kalıntılarının da dağılmasından sonra, Aarno vücudunun sağ tarafında his kalmadığını fark etti. Öne doğru adım atmak istediğinde yere yuvarlandı. Sağ bacağı ağrıyordu ve duyarlılığını tamamiyle kaybetmişti. Bir kaç defa ayağa kalkmayı denediyse de bunu tek başına yapamadı. İki kilometrelik yolu arkadaşının yardımıyla ve zorla yürüdü.

Babasının evine geldiklerinde durumu hiç iyi değildi. Sırtı ve tüm eklemleri feci şekilde ağrıyordu. Şiddetli baş ağrısı ve kusma başladı. Daha sonra tuvalete gittiğinde idrarırın koyu kahve renkte olduğunu gördü. Bu durum bir ay boyunca devam edecekti. Nefes almakta da güçlük çekiyordu.

Olay günü akşam saat 20.00'de doktor Pauli Kajanoja'ya gitti. Doktor tansiyonunu normalin çok altında bulmuştu. Şok geçirdiği belirtileri vardı. Aarno'ya bir uyku ilacı verdi. 8 Ocak günü doktor, Aarno Heinonen'i yeniden gördü ve bu defa sakinleştirici yazdı. Belirtiler azalmamıştı, hala eklemleri ağrıyor ve bazen de baş dönmesinden şikayet ediyordu. 14 Ocak'ta yeniden doktora gitmek zorunda kaldı. Bu defa doktor kendisine kan dolaşımını düzenleyecek bir ilaç verdi. Ancak şikayetleri devam ediyor ve çalışmasını engelliyordu.

Mayıs ayına gelindiğinde Aarno, hala şiddetli migrenden, ense, mide ve sırtındaki ağrılardan kurtulamamıştı. Sağ elinde büyük bir ağırlık vardı ve çalışamıyordu. Tanıdığı doktorlar çaresiz kaldı. Ona ne türlü bir ilaç vereceklerini bilemiyorlardı. Aarno hükümetten yardım istemeye karar verdi. Onu neyin bu hale getirdiğini anlamamıştı. Bir kez daha cismi gördüğü yere gitti ancak bu defa durumu daha da kötüleşti. Aynca kısmi hafıza kaybından da şikayetçiydi. Bir süre sonra yaşadığı olayı hatırlamakta güçlük çekmeye başladı.

Arkadaşı Esko Viljo'nun ise bu türlü sıkıntıları olmadı. Sadece cismi gördükten bir saat sonra yüzü şişti ve kızardı. Yürürken sendeliyordu. Doktor ona sadece uyku ilacı tavsiye etti. Ertesi sabah Esko dengesini sağlamakta güçlük çektiğini ve özellikle bacaklarında bir ağırlık kaybı hissediyordu. Doktor bu kez sakinleştirici ilaç verdi. Bir kaç gün başı ağrımaya devam etti. Göz doktoruna da gitmek zorunda kaldı, gözleri ağrıyordu ve şişmişti. 17 Ocak günü doktor muayenesinde durumu tamamiyle normal bulundu.

Daha sonra doktor Pauli Kajanoja yazdığı raporda her iki adamın da ağır şok geçirdikleri sonucuna varmıştı. Çevreye karşı ilgisiz davrandıklarını, ancak çok hızlı ve dağınık konuştuklarını da belirtiyordu. Özellikle Aarno'da görülen belirtiler bir miktar radyasyon almış kimselerinkini hatırlatıyordu. Yazık ki bunu ölçmek için gerekli cihazlara sahip değillerdi. Koyu renkte idrarı ise açıklamak imkansızdı.

Bir süre sonra Aarno ve Esko İsveçli bir gazeteci ve bir fotoğrafçı ve çevirmenle birlikte araştırma yapmak için cismi gördükleri yere gittiler. Ancak çok geçmeden beşinin de elleri kızarmaya başladı. Aniden hissettikleri baş ağrısı nedeniyle oradan ayrılmak zorunda kaldılar.

Çevrelerinde saygı ve güvenilir kişiler olarak tanınan Aarno ve Esko'nün böyle bir hikaye uydurmaya, ün kazanmaya ihtiyaçları yoktu. Dahası cismi gördükleri 7 Ocak gecesi, bulundukları yerin 10 km kuzeyindeki Imjarvi'de yaşayanlar gökte garip bir ışık gördüklerini belirtiyorlardı. Olayın bir başka garip yanı da, bundan bir yıl önce, Matti Kontulainen isimli 18 yaşındaki genç, aynı yerde garip bir ışık kütlesi gördüğünü rapor etmiş olmasıydı...

Esko susmayı tercih ederken, Aarno Finlandiya'lı araştırmacılara yaşadığı deneyimi anlatmaya başladı. Sonra garip bir şey oldu ve aslında 1964 yılında da bir UFO gördüğünü söyledi. 15 Ağustos 1972'ye gelindiğinde en azından yirmi üç kez UFO gördüğünü hatta UFOlardan çıkan "yabancılarla" görüştüğünü iddia ediyordu. Ve sonra o da birden temasçılar gurubuna katıldı...

Aarno arkadaşıyla birlikte yaşadığı o ilk deneyimine kadar UFO'larla ilgilenmemişti. Balık tutup spor yapmaktan hoşlanan sade bir insandı. Bekardı ve ailesiyle, elektriği bile olmayan bir evde yaşıyordu. Yaşadığı deneyimler 1980 yılında İngiltere'de çıkan "Flying Saucer Review" dergisinde yer aldı. Ancak 1973 yılından sonra hiç kimse Aarno ve Esko'dan haber alamadı. Onlar sanki garip bir biçimde ortadan kaybolmuşlardı... Onlara ne olduğu hiç bir zaman anlaşılamadı...

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporu 6

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 16:02

22 Kasım 1974 Huesca İspanya

Otostop yapan uzaylı...

Azize Cecilia Bayramı'nın kutlandığı 22 Kasım gecesi, bir gurup yemeğinden ayrılan ve isimlerinin gizli tutulmasını isteyen evli çift, hayatlarının en unutulmaz bayramını geçirdiler.

Yemeğin düzenlendiği lokantadan çıkıp arabalarına bindiler ve en kısa sürede eve dönmek amacıyla otoyolda ilerlemeye başladılar. Sürat yapmıyorlar ve kendilerini izleyen arkadaşlarının araba farlarını aynadan rahatça görebiliyorlardı. Evli çift konvoyun en başındaki arabadaydı. Bu nedenle yolun kenarındaki "adamı" da ilk onlar gördüler. Yolcu, yardım istercesine kollarını sallayıp durmalarını işaret ediyordu. Gecenin oldukça geç bir saatiydi ve çift "adama" yardımcı olmaya karar vererek durdular.

Karanlığa rağmen "adam"in saçında ve giysilerinde bir farklılık olduğunu sezmişlerdi. Boyu yaklaşık 1.90 m kadardı. Üzerinde tek parça, dikişsiz tulum benzeri bir giysi vardı. Lastikli ve parlak görünen kumaş yeşil elma rengindeydi. Giysinin üzerinde herhangi bir işaret ya da simge yoktu. Adamın yüzü uzun, beyaz saçları ise çok kısa kesilmişti. Teni İspanyollarınkine göre çok daha beyaz kalıyordu. Gözleri çekikti. En garibi de kaşlara sahip olmamasıydı...

Araba penceresine doğru eğildi ve sürücüyle yarıya kadar açık camdan konuşmaya başladılar. "Yabancı" İspanyolca konuşuyordu, ancak konuşmasında belli belirsiz bir kuzeyli aksanı seziliyordu. Sürücüden İngiliz anahtarı istedi. Ancak tanık böyle bir alete sahip olmadığını belirtti. "Yabancı" kısa ve kusursuz cümleler kurarken, çiftle son derece kibar şekilde konuşuyordu.

Ancak her iki tanığın ve özellikle de bayanın korktuğunu anlayınca, onlara korkmalarına gerek olmadığını söyledi. Ve daha sonra da kendisini Barcelona'dan gelen bir doktor olarak tanıttı. Ancak ne yazık ki, o anki heyecan içinde tanık verilen doktor ismini tam olarak hatırlayamıyordu. Sadece soyadının Flor ya da bir başka çiçek ismi olduğu kalmıştı aklında.

"Yabancı" arabasının bozulduğunu söyledi. Panik içindeki çift biraz ilerdeki benzin istasyonundan yardım istemesini söyleyerek hızla uzaklaştı. Bu arada karşılarındaki düzlüğün tam ortasında, yarım ay şeklinde, ışıklı ve devasa bir cismin durduğunu gördüler. Cisim arabadan çok ışıklı bir atlıkarıncaya benziyordu. Olayın açıklanamayan diğer yönü de, yoldaki "yabancıyı" gördüklerinde, arkadan gelen diğer arabaların ortadan kaybolduğunu fark etmeleriydi.

Olaydan bir süre sonra tanık çift, yaşadıklarını araştırmacı ve yazar Juan Jose Benitez'e aktardılar. Benitez, soyadı Flor ya da benzeri bir çiçek ismi olabilecek doktoru aramak ümidiyle Barselona'ya gitti.

Barselona'da yaşayan ve Flor soyadlı doktoru bulmayı başardı. Ancak gerçek doktor raporda anlatılanlarla ilgisi olmayan biriydi. Öncelikle boyu en fazla 1.65 kadardı. Diğer fiziksel özellikleri de, otostop yapan uzaylıya kesinlikle benzemiyordu. Benitez Doktor Flor ile karşılaşmasında ne uzaylılardan ne de UFO'lardan söz etmedi. Oysa bir "yabancı" hala çözemediğimiz nedenlerde Barselona'lı doktorun kimliğini kullanmaya çalışmıştı.

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporu 7

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 16:03

20 Temmuz 1977 Haçgediği Yaylası, Mersin Türkiye

Mustafa Nar'ın uzaylıyla karşılaşması...

Gözlemin, daha doğrusu karşılaşmanın tanığı Mustafa Nar, söz konusu gece havanın bunaltıcı olması nedeniyle, bir tepenin en yüksek noktasında yer alan evinde değil, dışarıda açık havada uyumayı tercih etmişti.

Sabaha karşı 03.00 civarında aniden uyandı. Başını çevirip sol tarafa baktığında, kendisiyle aynı seviyede ve yattığı noktadan 20 metre kadar uzaklıkta, havada asılı duran cismi gördü. Cismi iki porselen tabağın ağız ağıza getirilmesine benzeterek tanımlıyordu. Üzerinde pencere ya da kapı benzeri bir şekil yoktu. Işık kaynağı, ay ışığı renginde parlıyordu.

Mustafa Nar heyecanlanmamaya çalışarak bu defa başını evinin bulunduğu yöne doğru çevirdi ve cismi gördüğünden beri nefes alamadığını fark etti. Tam o sırada evin köşesinden garip bir "varlığın" kendisine baktığını gördü. "Varlık" da sanki onun kendisine baktığını anlamış gibi Mustafa Nar'ın ayak ucuna, iki metre kadar yakınına geldi. Sonra da iri gözleri ile Nar'ı incelemeye başladı.

Varlığın başında diken ya da antene benzeyen çıkıntılar vardı. Bacaklarının olması gereken yerde sarılmış bobin türünde metal bir bölüm bulunuyordu. Üstelik sarmal borunun içi boştu. Boşluktan çıkan hava ya da rüzgarla etraftaki otlar, dallar uçuşmaya başladılar. Ziyaretçi yerden bir karış kadar havada rahatça durabiliyordu. Bu arada arı vızıltısına benzer bir ses çıkartmaya başladı. Kayarak Mustafa Nar'ın tam üzerine kadar geldi, 45 saniye göğsünün üstünde havada durduktan sonra yeniden havada kayarak uzaklaştı.

Mustafa Nar yaşadığı panik içinde ne yaratığa, ne de garip cisme bakamadı. Büyük bir telaş içinde koşarak evine girdi. Yaşadığı ilginç olay Türkiye'nin ilk UFO dergisi olan "Planet Dergisi"nin 1982 yılında çıkan 16. Sayısı'nda yayınlandı.

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

Gözlem Raporu 8

Mesajgönderen Siyabend » 25 Ara 2007 16:04

Mayıs 1979 Yalıhükük Kasabası, Bozkır, Konya Türkiye

Gözlemin ya da karşılaşmanın tek tanığı kasaba orta okulunda öğretmenlik yapan Burhan Yılmaz'dı. Yaşadığı olayı tam bir yıl sonra "Planet" dergisine bildirmiş, böylece başından geçenleri aktarmak imkanını bulmuştu.

Yılmaz, söz konusu gece 02.30 / 03.00 civarında açık arazide Ay'ı seyrederken gökyüzünden hızla yere doğru iniş yapan bir cisim dikkatini çekti. Yarım kubbe formundaki cisim Burhan Yılmaz'ın 100 metre kadar ilerisine iniş yaparken herhangi bir ses duyulmadı. Tanığın anlattıklarına göre cisim normal bir taksi boyunda ancak yüksekliği alıştığımız taksilerden

daha fazlaydı. Cismin yaklaşık bir metre etrafında manyetik alana benzer, gri renkte sis tabakası vardı. Tanığın hatırlayamadığı bir zaman süresinde hareketsiz kalan nesne, yine geldiği gibi gürültü çıkartmadan ve çok yumuşak bir şekilde havalanarak karanlık gökyüzünde kayboldu.

Burhan Yılmaz daha sonra arazide yaptığı araştırmalarda, cismin yere inişinden sonra toprakta herhangi bir iz, yanık ya da bozulma meydana gelmediğini bildirdi. Bu gözlemin ertesi gecesinde Yılmaz evinde tek başına kitap okurken saat 21.30 civarında kapı çalındı. Gelenler Burhan Yılmaz'ın o güne dek hiç görmediği, tanımadığı 30 yaşlarında üç erkekti... Dikkat çeken yönleri üçünün de takım elbiseli ve kravatlı olmalarıydılar. Yılmaz onları evine davet etti ve yabancılar karşılıklı yerleştirilmiş somyalara oturdular. İçlerinden biri 8 km ötedeki Ahırlı kasabasından geldiklerini söyledi.

Yılmaz onları dinlerken konuklarına çay hazırlamak için mutfağa geçti. Yaklaşık bir dakika sonra da odaya geri döndü. Ancak yabancı misafirler bıraktığı yerde değillerdi. Burhan Yılmaz şaşkın gözlerle boş odaya bakarken, önce adamların pencereden çıkmış olabileceklerini düşündü. Ancak demir parmaklıkların koruduğu pencerelerden çıkmaları imkansızdı... Kapıdan çıkmaları için de mutfağın önünden geçmeleri gerekiyordu ki, bu da olmamıştı!...

Burhan Yılmaz durumda bir gariplik sezdi ve hemen dışarı çıktı. Sokakta sadece kendi başına oynayan küçük bir kız çocuğu vardı. Yılmaz çocuğa evinden çıkan üç adamı görüp görmediğini sordu. Küçük kız da ileriyi işaret ederek adamların orada olduklarını söyledi. Burhan Yılmaz çocuğun gösterdiği yöne baktığında hafifçe hırlayan üç köpek gördü...

O sırada bir komşu kadın yanlarına geldi ve heyecanla gökyüzüne doğru uçan adamlar gördüğünü söyleyip bağırmaya başladı!...

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!


“Ufoloji” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir