"Gazze Ergenekon'un Rovanşıdır"

Ünlülerle yapılmış röportajlar

Kullanıcı avatarı
Siyabend
Belawela Muhtarı
Belawela Muhtarı
Mesajlar: 19749
Kayıt: 15 Eki 2006 12:05
Ruh Hali: Mutlu
Cinsiyet: Erkek
Burç: Kova
Takım: Galatasaray
Konum: Bu kadar meraklı olmayın:)
İletişim:

"Gazze Ergenekon'un Rovanşıdır"

Mesajgönderen Siyabend » 30 Oca 2009 15:14

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, Ergenekon operasyonuyla ilgili son yazılarında ilginç görüşler ortaya attı. Yusuf Kaplan, görünüşte Amerikalıların güdümünde olan Yahudiler tarafından kontrol edilen laikçi şebekenin şimdi İngilizler tarafından tasfiye edildiğini yazdı. Kaplan’a göre Kraliçe Elizabeth, ahir ömründe Türkiye’ye boşuna gelmedi. Ancak yine Kaplan’a göre İsrail’in son Gazze katliamı da Ergenekon’un tasfiyesine bir cevap.

ENGİN DİNÇ'İN HABERİ

Peki, neden ve nasıl tasfiye ediliyor laikçi şebeke? Ergenekon operasyonuyla İsrail’in Gazze saldırısı arasında nasıl bir bağlantı var? İngilizler Ergenekon operasyonuyla Türkiye’nin gelecekte küresel bir güç olmasını nasıl engellemek istiyor? Bundan sonraki dönem nasıl şekillenecek?

Tüm bu soruların cevaplarını Yusuf Kaplan ile konuştuk. İşte o söyleşi…

Siz Yeni Şafak ve Gerçek Hayat’taki yazılarınızda Ergenekon operasyonunun yapılmasıyla Türkiye’nin dünya sistemi içindeki rolüne ilişkin bir bağlantı kurdunuz. İngiliz ethos’u ve Yahudi pathos’u kavramlarını, Osmanlı’nın çöküşünü, dünya sisteminin yıkılışı gibi geniş bir alanı değerlendirerek bir sonuca ulaştınız. Bu analizi yaparken çıkış noktanız neydi?

Birincisi şu, Dünya tarihinin yeniden yapıldığı bir süreç yaşıyoruz. Küre ölçeğinde dünya tarihinin akışının değişeceği, önümüzdeki 50-100 sene içerisinde kesinlikle yeni bir dünyanın eşiğine gireceğimiz bir süreçten geçiyoruz. Bu bir geçiş süreci. Burada, benim Ergenekon operasyonu analizini, İngiliz ethos’u ve Yahudi pathos’una dayandırmamın sebebi tarihin yapılmasında biraz geriye giderek, biraz daha derin nefes alarak bakarsak şu idi:

Dünya tarihinin yapılmasında 2000 yıldır 2 aktör rol oynuyor. Batılılar, bir de Müslümanlar. Hintlilerin, Çinlilerin, Rusların, Latin Amerikalıların ve Afrikalıların bu süreçte tarihin yapılmasında kilit, belirleyici rol oynayamadıklarını görüyoruz. Biraz periferide kalıyorlar. Ama milattan önceki süreçlere gittiğimizde Hintlilerin çok ciddi bir rolü var. Dünya tarihinin yapılmasında da rolleri var. Ama küre ölçekte, universal bir tarih yapıcı, tarih kurucu bir rol her şeye rağmen oynayamadı. Bu 2000 yıllık süreçte bizim İslam tarihinde oynadığımız rol aynı zamanda dünya tarihinde oynadığımız rol anlamına geliyor. 2000 yıllık süreçte, 1400 yıl önce İslam’ın tarih sahnesine çıkışı, Türklerin Müslüman oluşunun gerçekleştiği tarihsel sürecin devamında 1. Medeniyet Krizi yaşandı. Yani 13. ve 14. yüzyıldaki Moğol istilası ve batılıların Haçlı seferleri gelişi, İslam medeniyetinin ciddi bir kriz yaşamasına yol açtı. Siyasi bir kriz vardı. O siyasi kriz Osmanlı’nın tarih sahnesine çıkmasıyla aşıldı. Yani Osmanlı, 1. Medeniyet Krizi’nin aşılmasında birinci derecede aktör rolü oynadı. Tarihin akışını değiştirecek bir rol oynadı. Selçuklularla birlikte yaklaşık 1000 yıllık süreçte İslam tarihinin yapılmasında, Müslüman toplumların kaderinin şekillendirilmesinde özellikle yön tayin edici olarak biz rol oynuyoruz. Burada ille de etnik bir kimlikten bahsetmiyorum. Bu coğrafyada yaşayan insanları kastediyorum...

YUSUF KAPLAN

Modernliğin tarih sahnesine girişiyle, 15. ve 16. yüzyıldaki rönesans ve reformasyonla birlikte Batı uygarlığı bir meydan okumaya girişti. Yani İslam medeniyetinin küresel meydan okumasına karşı aslında Batı uygarlığı cevap veriyordu. Batı uygarlığının geliştirdiği, ürettiği cevap küre ölçekli bir sömürgeleştirme ve emperyalizm tecrübesine dönüştü. Bütün kıtalar sömürgeleştirildi. Ama Türkiye sömürgeleştirilemedi.

Son 300 yılda Osmanlı’nın durdurulması, çökertilmesi için özellikle sanayi devrimini yapmış, aynı zamanda siyasi devrimlere de kaynaklık etmiş İngilizlerin başını çektiği Avrupa çok kilit rol oynadı. Yani 19. yüzyılda Tanziman Fermanı’nın şekillenmesini, Meşrutiyetlerin ilanını, İttihat ve Terakki’nin iktidarı ele geçirmesini İngilizler, Türkiye’deki Sabetaycı şebekeyi de kullanıp organize ederek gerçekleştirdi. Talat Paşa, İttihat ve Terakki’nin başındaki adam.

İngilizlerin Osmanlı’yı çökertme çabası, gerek İmparatorluğun içinden gerekse dışından gerçekleşti. Mesela İngilizler, Abdulhamid’in Panislamizm politikasını püskürtmek için kendilerini İslam İmparatorluğu diye sundular. ‘İngiliz İmparatorluğu Müslüman bir devlettir’ diye bütün büyükelçiliklere yazılar gönderdiler. Mesela Hindistan İngiliz İmparatorluğu’nun sömürgesi. Ama İngiliz İmparatorluğu, ‘nüfusumuz Müslüman dolayısıyla biz aynı zamanda Müslüman İmparatorluğuyuz’ diyerek Osmanlı’nın bu stratejik meydan okuma çabasını püskürtmeye çalıştı.

Ekonomik ve siyasi olarak Osmanlı’nın zaafa uğramasında –Balta Limanı Anlaşmasını düşünün- İngilizlerin çok ciddi rolü oldu. Yani dışarıdan ve içeriden çok ciddi bir operasyon yaptılar. Neden? Nedeni şu: Eğer Osmanlı durdurulamayacak olursa, İslam’ın daha güçlü bir şekilde geri geleceğini düşünüyordu. Panislamizm politikalarıyla o dönemde Osmanlı siyasi olarak güçlü olmasa bile stratejik olarak dünyanın en güçlü ülkesidir. Bütün her şey Osmanlı’yı etkisiz hale getirmek için yapılıyordu. Böylelikle 100 sene önce Osmanlı tarihten çekildi. Ondan sonra Avrupalılar, büyük ölçüde İngiliz ve Fransızlar, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da Amerikalılar bölgeye yerleştiler ve dünya üzerinde hakimiyet ürettiler.

Söylemek istediğim şey şu: Eğer Osmanlı tarih sahnesinden çekilmemiş olsaydı, İngilizler de Amerikalılar da bölgeye hakim olamayacaktı. Bölgedeki doğalgaz, petrol yataklarını kontrol edemeyecekti ve dünya üzerinde kurdukları hakimiyet en azından bu çapta olmayacaktı. Belki de kuramayacaklardı. Özellikle Amerika’nın dünya üzerinde kurduğu hakimiyet Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesiyle mümkün olabilmiştir.

1908’de Osmanlı’nın tarihten çekilmesiyle…

Durdurulması. Arnold Toynbee Osmanlı Medeniyeti’ni ‘durdurulmuş medeniyetler’ arasında tarif eder.

Peki. 1908’de Osmanlı’nın durdurulmasıyla Türkiye’de İttihat-Terakki eliyle yönetici elit kadro yenilendi. İttihat-Terakki içindeki Yahudiler ve Sabetaycı dönmeler eliyle… Siz şu an Ergenekon’la tasfiye edilen bu Yahudi güdümlü laikçi yapılanmanın yine İngilizlerin bir oyunuyla Türkiye’nin yeniden güçlenmesinin önlenmesi amacıyla yapıldığını yazdınız. Bunu biraz açıklar mısınız?

Evet. Yani İngiliz oyunu değil de şöyle diyelim, İngilizlerin stratejik bir atağı bu.

Kraliçe Elizabeth’in gelişini de buna bağladınız…

Tabii, kesinlikle!.. Yoksa Kraliçe Türkiye’ye gelmezdi. Önemsemediği yerlere gitmezler. Siz olsanız siz de aynı şeyi yapardınız.

Doğru ama Kraliçe buraya bu operasyonu konuşmaya mı geldi?

İşi bitirmeye geldi. Daha önce bu konu Londra’da görüşüldü. Bizimkiler oraya gitti.

Kim gitti?

Yok, isim vermeyeyim ama bizimkiler Londra’ya gitti. Buradaki espri şu: İki sanayi devrimini de yapanlar İngilizler’dir. Birincisi İngilizleri dünya imparatoru yapmıştır. İkincisi de Amerika’nın kurulmasıdır. Amerika’nın kurulması İngilizlerin Yeni Kıta’da, Yeni Dünya denilen yerde Avrupa’ya karşı bir merkezkaç gücü oluşturmasıdır. Özellikle Almanların -Avrupa demek Almanya demek- sıcak denizlere açılması anlamındaki 7B stratejisini etkisiz hale getirmek istediler. Berlin ve Belgrad’dan başlayıp Bosna’dan Bombay’a kadar, sıcak denizlere, okyanuslara açılmayı içeren 7B stratejisini etkisiz hale getirmeye yönelik uzun vadeli 200-300 senelik bir projedir. Bu kaygıyla Amerika’nın kurulmasında doğrudan rol oynadılar.

Mesela Amerika’nın hakim unsurlarından WASP (White-AngloSaxon-Protestant / Beyaz-AngloSakson-Protestan) dediğimiz şey aslında İngilizler’den oluşur. Başını İngilizler’in çektiği İskoçlar ve İrlandalılar’dan…

İngilizler birinci sanayi devrimiyle Avrupa ve dünya üzerinde ciddi bir güç elde ettiler. İkinci sanayi devrimiyle de -aslında İngilizler’in eseridir- Amerika doğdu. Amerika doğdu derken, herhangi bir ülke olarak değil, bir güç olarak doğdu. İngilizler’in tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte Amerikalılar yerlerini aldı.

Ama Amerika’da çok güçlü bir Yahudi lobisi de var. Bu ikisinin yine Amerika üzerinden yürüyen bir işbirliği var…

Buradaki ayrım noktası şu: İngilizler’in ethos’una –yaratıcı ruhuna- baktığınız zaman, yani kurucu ilkelerine baktığınız zaman birincisi çıkar belirleyicidir. Her ülke için çıkar belirleyicidir diyemeyiz. Bu yanlış bir şeydir. Bizim beynimizi yıkıyorlar. Osmanlı çıkar için imparatorluk kurmuş değildir. Zaten Osmanlı imparatorluk kurmadı. ‘Modern tarihi yazanlar’ imparatorluk diyorlar. İmparatorluk emperyalizmle ilgili bir şeydir. Ama Osmanlı bir medeniyettir. Osmanlı farklılıklara hayat hakkı tanıyan en son tecrübedir. Bugün Avrupalıların ve Amerikalıların üretemediği bir tecrübedir. Bunu anladılar, bunu biliyorlar.

Dolayısıyla Osmanlı, bu anlamda ulus-ötesi universal bir tecrübedir. Yani Avrupa çöktü, ulus devlet tecrübesi üzerinden kurulduğu için çöktü. Universal bir şey üretemedi. Irk merkezli bir dünyayı algılama biçimi var. Dolayısıyla İngilizler, Amerika’yı o yüzden kurdu. Amerika biraz ulus-ötesi, ırk-ötesi bir devlettir. Ama Amerika diye bir şey yok. Kendimizi kandırmayalım. Dünya gücü ama bir millet, bir ulus yok orada. Dili yok, tarihi yok, dini yok, kültürü yok… Hepsi ithal...

İngilizler hem tarihte kendi başlarına rakip ve bela olan Yahudileri Avrupa’dan uzaklaştırmak için Ortadoğu’ya ama aynı zamanda Amerika’ya yerleştirdiler. Çünkü Yahudilerin psikolojisi kendilerine çok benziyor. Amerika’ya çok ciddi bir Yahudi nüfusu yerleştirildi. Bu aslında kapitalizmin gereğiydi. Kapitalizm rekabete, çatışmaya dayanır. Yani o rekabetten kapitalizm kendisini yeniden üretir.

Şimdi geldiğimiz noktada bence küresel ekonomik krizin yaşanmasının birinci nedeni İngilizlerdir. Yahudiler’in 2. Dünya Savaşı’ndan, özellikle de 70’lerden 80’lerden sonra Amerikan finans, akademi, medya dünyasını ve dış politikasını belirleyecek kadar güçlenmeleri, İngilizler’in daha doğrusu Anglo-Sakson dünyanın gücünün geri plana itilmesine yol açtı. Ama İngilizler, asıl Amerika’yı kuranlar olduğu için bir şekilde müdahale ediyorlar. Yani ekonomik olarak Amerika’nın çökmesi demek, Yahudi gücünün çökmesi demek. Şu an Amerika’da krizi yaşayan Yahudi gücüdür.

Bunun Ergenekon’la ilişkisi nedir? Ergenekon’la şöyle bir ilişkisi var: Şark meselesi üzerinden gidersek, Şark meselesi İngilizler’in projesidir. Şark meselesi Osmanlı’yı, yani İslam’ı dolayısıyla Türkleri Avrupa’dan uzaklaştırma meselesidir. Şark meselesinin birinci ayağı budur. Bunu başardılar.

Şark meselesinin ikinci ayağı da, İttihat ve Terakki’den sonraki süreçte yapılan budur, Anadolu coğrafyasında yaşayan insanları -tırnak içinde Türkleri- İslam’dan uzaklaştırma projesidir. Bunu şu an uyguluyorlar. Türkiye’nin NATO’ya girişiyle beraber Amerikan derin devleti, Türkiye’nin derin devletini şekillendirdi. Ama orada İngilizler de vardı. Biz onu atlıyoruz. Herkes Ergenekon 1944-45’lere kadar gidiyor diye yazıyor-çiziyor ama hep Amerikalılar’dan bahsediyorlar. İngilizler’den bahseden yok. İngiliz istihbaratı MI5 da CIA kadar etkiliydi. İngiliz istihbaratı daha tecrübeli, daha deneyimli. Dolayısıyla orada daha etkili rol oynamış olması lazım.

Yani Yahudilerin Amerika’da güçlenmesiyle birlikte, aslında 60’lı 70’li tarihlerde Sabetaycı şebekeyi de kullanarak, Türkiye’deki derin devlette Yahudiler güçlendiler. İngilizler biraz diskalifiye oldular. Şu an Ergenekon meselesinde büyük bir ihtimalle –bu ihtimal, mutlak böyledir diyecek durumda değilim- İngilizler Yahudileri Türkiye’deki derin devletten temizliyor. Özetle laikçi şebekeyi kontrol ediyorlar.

Dolayısıyla Amerika’yı da tasfiye mi ediyorlar?

Tabi ki… Ama bunlar yine sonuçta bir yerde buluşacaklar. Çıkarları örtüşecek ama asıl omurga burada İngilizler tarafından oluşturuldu. İngilizler bir taşla iki kuş vuruyor. Belki üç kuş vuruyor. Birincisi Amerika’nın gücünü biraz kırmış olacak. İkincisi Yahudilere ciddi bir şekilde darbe vuracak. Üçüncüsü de Almanya’ya yani Avrupa Birliği’ne…

Aynı zamanda işin Avrupa Birliği boyutu var. Amerika önümüzdeki 50 yıl içinde küresel oyuncu olma imkanlarını yitirecek. Avrupa Birliği geliyor, Çin geliyor. Ama bu süreçte Türkiye şöyle bir stratejik karar almış olabilir.

Türkiye bu kararı devlet olarak alıyor. AK Parti Hükümeti olarak değil, öyle değil mi?

Evet… Zaten öyle olmasa Ergenekon operasyonu yapılamaz. Amerikan gücüne sırtımızı yasladığımızda, Amerika gücü çöktüğünde Türkiye de ondan darbe yiyecek. Ülkede çok ciddi, büyük karışıklıklar olabilir diye düşünerek Avrupa Birliği’yle ilişkilerin derinleştirilmesinin nedeni bu… Dolayısıyla İngilizlere karşı Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler geliştirildi. Özellikle 1. Meşrutiyet döneminden itibaren İngilizler’in Osmanlı üzerindeki etkisini püskürtmek için Almanya’yla işbirliği yapıldı. O işbirliği bir şekilde hala sürüyor. Yahudilerin ve İngilizlerin gücünü dengelemek için sürüyor.

Ama şunu söyleyebilirim, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin içinde oluşturulacak çatışma alanı Sünnilik-Alevilik üzerinden olacak. Mesela Tayyip Erdoğan’ın Alevi açılımı biraz bunu püskürtmek için… Baykal’ın da çarşaflı –başörtülü değil, dikkat edin- insanları üye yapması da aynı zaman da bu süreci destekliyor. Dışarıdan gelen saldırıyı püskürtmeye yönelik, ortaklaşa bir proje bu.

Çok ilginç. Komplo teorisi olarak görülür mü bilmiyorum ama…

Komplo teorisi değil. Yaşıyoruz, görüyoruz bunu…

Yani bu devlet içerisinde kararlaştırıldı.

Bu dışarıdan gelecek etkiye müthiş bir darbe oldu. Yani şunun için söylüyorum; Almanya Türkiye’deki tarikatlerin ve Alevilerin en ince ayrıntılarına kadar bütün bilgilerini, Türkiye’den daha güçlü daha derinlikli bir şekilde toplamış durumda… İstediği zaman kimi kime vuruşturacağını biliyor. Yani o yüzden İngilizlerin Türkiye’de operasyon yapmasına da biraz göz yumuldu. Daha doğrusu İngilizlerle işbirliği yapıldı.

Yani devlet İngilizlerle işbirliği yaptı.

Evet… İngilizlere güvenilmez onu da söyleyeyim. Ama Yahudilerle karşılaştırıldığında, Yahudilere hiç güvenilmez.

Siz o yazınızda İngilizleri, Yahudileri bir anlamda şımarttığını ve kışkırttığını da yazdınız. Özellikle de bu son operasyonla birlikte Filistin konusunda...

İsrail’in daha öncesinde 1986’da Lübnan’da ve en son Gazze’de yaptığı şey aslında her şeye rağmen İngilizlerin stratejik bir atağa geçmesini engellemek içindir. ‘Bölgeye biz hakimiz, burası bizden sorulur’ demek istediler. O yüzden hiçbir uluslar arası anlaşmayı dinlemediler. BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail’i kınayan, ateşkese çağıran karar çıkmasında görünüşte Türkiye’nin rolü ama aslında İngilizlerin rolü vardır. Eğer İngilizler destek vermemiş olsa, Türkiye’nin bir gücü yoktu. Çünkü biz daimi üyelerden biri değiliz. Türkiye geçici 15 üye içerisinde yer alıyor. Türkiye BM’de ciddi diplomatik çaba sarf etti. Ama Yahudileri orada İngilizler durdurdu.

Durdurdu ama ne oldu? İnsanlar bunu anlayamıyor… İsrail yapacağını yaptı. Bu kadar basit bakmamamız lazım. Orada benim söyleyeceğim şey şu: İsrail, Türkiye’nin Suriye-İsrail arasında arabulucuk rolü oynadığı, iki ülke arasında 5. tur görüşmelerin yapıldığı ve bu görüşmelerin tümünü etkisiz hale getiren Gazze saldırısını boşuna yapmadı. Ergenekon operasyonu üzerinden İngilizlere cevap veriyor, bölgede İngilizlerin rol oynayabileceği alanları daraltmaya çalışıyor. Ama aynı zamanda Türkiye’ye cevap veriyor. Yani “İngilizlere bu kadar prim veriyorsunuz, dolayısıyla bizi etkisiz hale getirecek bir numara çeviriyorsunuz” tavrıyla çok net bir şekilde Türkiye’nin orada arabulucuk rolü oynamasını istemediler. Gazze’yle ilgili ateşkes anlaşmaları sırasında da araya Fransa girdi. Fransa’nın araya girmesinin bence üzerinde durulmalı. Almanya girebilirdi, Almanya’nın rolü yok falan demeyin…

Dışışleri Bakanı Ali Babacan geçtiğimiz gün “Bizim çabalarımız Ortadoğu’daki oyunları bozdu” gibisinden bir açıklama yaptı. Bunu bu bağlamda mı düşünmek lazım?

Ama bir gün öncesinde de başka bir şey söyledi. Özellikle Hamas’a ilişkin talihsiz, bütün yaptığı şeyleri baltalayacak bir açıklama yaptı. Hükümetin Hamas’a ilişkin açıklaması o bölgede yaptığı şeyleri meşrulaştırmaya yönelik bir açıklama olabilir. Böyle algılanabilir ama değil…

Burada Amerika’nın tavrı nedir?

Türkiye’nin Amerika’yla stratejik bir işbirliği anlaşması var değil mi? Türkiye’nin Amerika’yla stratejik işbirliği anlaşması yok. Stratejik düşmanlık anlaşması var. İki aktör birbirinin şerrinden emin olmak için, birbirini kontrol etmek için, birbirinin önünü kesmek için böyle bir şeye girdi.

Siz yazınızda Ergenekon operasyonuyla Yahudilerin de desteklediği laikçi güçler tasfiye edilmeseydi yerel aktörler ilk kez iktidara gelecekti demiştiniz. Bu nasıl olacaktı?

Hayır. Benim asıl kastettiğim şey şu: Türkiye’yi kendi haline bırakmak istemiyorlar. Asıl mesele o. Amerika Yahudiler üzerinden Türkiye’de hakimiyet kurdu. O laikçi şebeke dediğimiz güçleri oluşturdular. Şimdi de İngilizler Ergenekon operasyonuyla onları tasfiye edip, başka bir şebekeyle Türkiye’nin kendi haline bırakılmasını engellemeye dönük bir iş yapıyorlar. Yani eğer bu tür operasyonlar olmasa ne olacak? Türkiye’deki siyasi trendlere bakıyorsunuz, AK Parti yüzde 47’yle iktidara gelmiş. Bundan sonraki süreç nedir?

Şu ana kadar olan trendin devamıdır…

Eğer normal şartlarda yaşıyorsak, normal bir toplumsak bundan sonraki süreç kaçınılmaz olarak Türkiye’nin artık ulusal sınırlara hapsettiği ufuk daralmasıyla dünyaya bakışını, ister istemez o Osmanlı medeniyeti ufkuyla bütün bölgeye ve küreye yayabileceği bir düzleme çıkarması… Bundan sonraki süreç budur… Kaçınılmaz bir şey bu… Adamların yapmaya çalıştığı şey şu: Küresel sistemin orta ve uzun vadede çökmesini, çökmesi olmasa bile çatırdamasını engellemek. Türkiye’nin bölgede belirleyici bir rol oynaması Amerikalıların, Yahudilerin ve dolayısıyla Avrupalıların gücünün en azından zayıflaması demek… Bundan normal bir şey yok.

İngiliz niye bu bölgede? Avrupalılar ve Amerikalılar bu bölgenin dışından bölgenin kaderini belirlemek için ta nerelerden gelip niye rol oynuyor? Türkiye’nin bölgedeki ülkelerle ticaret hacmi niye yüzde 8-12 arası. Böyle saçma şey olur mu? Böyle bir şey olamaz. Türkiye’nin ticaret hacminin yüzde 30-40’lara çıktığını düşünün. Bölgede Amerikan hakimiyet çöker. Ve bu önlenemez, kaçınılmaz bir şey…

Peki 6-7 yıllık AK Parti iktidarı daha bağımsız ve güçlü bir Türkiye’nin oluşması için gerekli temelleri attı mı?

Onu bilmiyorum. Ondan emin değilim. O konuda rahat konuşacak durumda değilim. AK Parti’nin en fazla eleştirilecek tarafı şudur: Küresel sistemin kriz yaşadığı ve bunun ekonomik krizle de çok ciddi bir şekilde çatırdadığı; asıl felsefi krizini yaşadığı; Çinlilerin, Rusların, Hintlilerin, Japonların veya Latin Amerikalıların dünyaya alternatif bir medeniyet paradigması sunamayacaklarının çok açık ve net bir şekilde anlaşıldığı 100-150 senelik bir zaman diliminde; Batı uygarlığının bütün söylediklerinin, vaat ettiklerinin tam tersini gerçekleştirdiği; özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü dediği halde diktatörlerle işbirliği yaptığı; demokrasinin mesela Ortadoğu’da önünün tıkandığı, azınlık bir elitin hakimiyeti dolayısıyla iktidarını götürmeye çalıştığı bir zaman diliminde Türkiye’nin yeniden bir medeniyet iddiasıyla tarih sahnesine hiç olmazsa kısa, orta, uzun vadeli projelerle çıkması lazım. Eğer Türkiye bu rolü oynayamazsa zaten tarihten silinir.

Ama şu anda bu rolü oynamaya en yaklaştığı dönemlerden biri, öyle değil mi?

Tabi, bu doğru. Ama içeride müthiş bir sekülerleşme politikası var. Yani İslami kesimler acayip bir şekilde sekülerleşiyor. İslam’ın sekülerleşmesi ne demek? Protestanlaşması demek. Protestanlaşma toplumun parçalanmasına yol açar. Etnik kimlikler daha fazla ön plana çıkacak. Türk toplumunun yüzde 99’u Müslüman diyoruz. Bunu yüksek sesle, bizim halkımızın, elitlerinin, entelijansiyasının ‘Türkiye’nin üst kimliği İslamdır’, Türkiye’nin üst kimliği Türklük, Kürtlük, Çerkezlik veya herhangi bir etnik kimlik olamaz. Bu Türkiye’yi parçalar.

Amerika’da ‘Gölge CIA’ olarak çalışan Stratfor isimli bir düşünce kuruluşu 50-100 yıl sonra Türkiye’yle Amerika’nın çatışacağını iddia eden bir tez ortaya attı. Bu sizin belirttiğiniz Türkiye’nin bölgesel ve küresel bir güç olma potansiyeliyle ilgili bir görüş olabilir mi?

Bu tez de benim teorimi doğruluyor. Amerika bölgeye niye yerleşti? Kısa, orta ve uzun vadeli çözümlemeler yapalım. Balkanlara, Kafkaslara ve Ortadoğu’ya yerleşti. Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar neresi? Osmanlı coğrafyası… Balkanlara niye yerleşti? Almanya’yı durdurmak için yerleşti. Almanya’yı dolayısıyla Avrupa Birliği’ni durdurmak için yerleşti. İngilizlerin rolü var burada. Avrupa’yı Marshall yardımıyla kurtaran bizzat Churcill yani İngilizlerdir. Amerika’ya eğer gelmezsen Avrupalılar birbirini çiğ çiğ yiyecek, dünya gücü olma imkanlarını yitirecek demiştir.

Clinton yönetiminin Bosna’ya müdahale etmesini sağlayan İngilizlerdir. Almanya ‘Balkanlar’dan Adriyatik’e Adriyatik’ten Akdeniz’e açılabilir miyim?’ diye o bölgeyi karıştırdı. Beceremediler, ellerine yüzlerine bulaştırdılar. İngilizler de, bir yandan Hırvatlara ve Almanlara karşı Sırpları destekledi, bir yandan da Clinton yönetiminin Bosna’ya müdahale etmesini sağladı. Amerikalıların Balkanlara yerleşmelerinin kısa ve orta vadede hedefi Avrupa Birliği ve Almanya’yı durdurmaktı. Orta ve uzun vadede hedefi ise Türkiye’nin önünü kesmek, ulus-devlet ufuk daralmasından medeniyet ufkuna geçmesini engellemekti.

Amerika’nın Kafkaslara yerleşmesindeki hedef, Hazar Havzası’ndaki doğalgaz ve petrol yataklarını kontrol etmek, orta vadede Çin’in önünü tıkamaktır. Ama uzun vadede hedef yine Türkiye. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar tampon bölge. Buraları kontrol eden, dünyayı kontrol eder.

Ortadoğu’ya geliyoruz. Amerika Ortadoğu’da aynı zamanda İsrail’in önünü açıyor ama İngilizler son derece rahatsız oluyor. Amerikalıların kriz yaşadığı, küresel aktör olma özelliklerini yitirecekleri bir ortamda Ortadoğu’da kim rol oynayacak? İngilizler rol oynamak istiyor. Hem Avrupa Birliği’ni şekillendirmek istiyorlar, hem de Amerika’dan boşalacak yeri İngilizler doldurmak istiyor.

İngilizlerin Commonwealth diye bir toplulukları var. Şaka değil yani… İngiltere’ye çok gevşek bir bağlılıkları var ama Kanada’da da Avustralya’da Kraliçe’ye bağlıdır.

Dolayısıyla İngilizler, Ortadoğu’da uzun vadede Osmanlı coğrafyasını kontrol etmek istiyorlar. Dolayısıyla da Türkiye’nin bölgesel ve küresel güç olmasını engellemeye dönük bir operasyon var. Türkiye ya bölgesel güç olacak, dolayısıyla küresel güç olma imkanlarını artıracak. Eğer olamazsa, bu rolü oynayamazsa parçalanmaktan kurtulamaz. Bunu Türkiye’deki sivil-askeri bürokrasi de anlamış durumda.

O zaman AK Parti’nin kapatılmamasını da buna bağlıyorsunuz.

1 Mart tezkeresinin Amerika’nın aleyhinde sonuçlanmasının nedeni nedir? Askerlerin tarafsız olmasıdır. ‘Parlamento halledecek’ demişlerdir. Askerler ‘Parlamento halledecek’ demeseydi ne olacaktı? Geçecekti tezkere… Bu kadar basit. O yüzden Amerikalılar Türkiye’de bir numara döndüğünü anladılar.

Toparlamak gerekirse aslında Ergenekon operasyonu, İsrail’in Gazze katliamı, Ak Parti’nin Alevi açılım ve CHP’nin çarşaf açılımı küresel sistemde oynanan satranç oyunun birer yansıması…

Ama burada daha büyük resmi görmemiz lazım. Büyük resim şudur: Türkiye’deki Ergenekon operasyonun nedeni önümüzdeki 50-100 sene içerisinde küresel aktör olma rolünü Türkiye’ye kaptırmamaktır. Türkiye’nin küresel bir aktör olma imkanlarını şimdiden iptal etmek. Türkiye’yi engelleyerek ve kontrol ederek dünyanın geleceğinde şekillenebilecek bir rolü kapmak.

Amerika, Yahudiler ve Batılılarla işbirliği içinde olan sivil ve askeri bürokrasi nasıl Türkiye’nin daha farklı bir rol üstlenmesi gerektiğine karar verdi?

Türkiye’deki laikçi kesim şunu gördü, Türkiye’de laiklerin hiçbir projesi yok. Türkiye’ye ilişkin, ne siyasi anlamda, ne ekonomik anlamda, ne kültürel anlamda bir projeleri var. Ne Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasına ilişkin projeleri var. Uyguladıkları bütün projeler Türkiye’yi Batılıların karikatürü haline getiriyor. Türkiye’nin kendi kendine sömürgeleştirilmesine yol açıyor. Türkiye sömürgeleştirilmeden Batılılara karşı bağımsızlık savaşı verdi. Ondan sonra da Türkiye tuttu, Avrupalıların Türkiye’yi işgal ettiklerinde, sömürgeleştirdiklerinde uygulayacakları projeleri adım adım uyguladı. Bu şark meselesinin ikinci ayağının uygulanmasıdır. Türkiye’nin İslam’dan uzaklaştırılmasıdır. Bu konuda Lozan’da anlaşıldı. Lozan’da denildi ki İngilizlere, ‘Tamam biz iddialarımızdan vazgeçiyoruz, ama bu topraklardan vazgeçmiyoruz’ denildi.

Yani İslam’ın ve büyük bir temsili kabiliyeti olan Türkiye’nin önü bir şekilde kesilmeye çalışıldı…

Evet. Ama son yarım asırlık, özellikle de son çeyrek asırlık süreçte İslam tarihin akışını şekillendiren tek özne konumuna geçmiş durumda. Bu önemli bir şey. Bunu Türkiye’de kimse göremedi. Bunu kimse idrak edebilecek durumda değil. Amerikalılar, Çinliler, Avrupalılar ve Ruslar, İslam’ın yeniden tarihin akışının şekillenmesini belirleyebilecek bir medeniyet sıçramasının gerçekleştirilmesini önlemeye dönük stratejiler üretiyorlar. Burada müşterek davranıyorlar. Ama Müslümanlar özneleşemiyor. Problem burada. Müslümanların özneleşmesi ancak Türkiye’nin yeniden Osmanlı’nın medeniyet kurucu rolünü hayata geçirmesiyle mümkün olabilecek bir şey. Bunu da sadece Türkiye yapabilir. İslam’ın medeniyet kurucu işini İranlıların vs. başka ülkelerin yapmasını bekleyemeyiz. Neden? Nedeni şu: 1000 senedir Selçuklularla birlikte bu coğrafyayı biz yönetiyoruz. İran zaten marjinal bir güç. İslam medeniyeti tarihinde de marjinaldir. Mısırlıların, Arapların, Suudların belki orada bir rol oynamasını bekleyebiliriz ama onlarda müthiş bir yok olma psikolojisi var. Dolayısıyla güce tapma psikolojisi var. Güçlü kimse ona teslim bayrağı çekiyorlar. Aşağılık kompleksi var. Bizde o yok.

Yazınızda bahsettiğiniz ‘Türklerin büyük oyun kurucu ruhu’ da bu mu?

Tabi, budur. Şu an Ortadoğu’da izlenen politika yavaş yavaş ne yapabileceğimizin izlerini zaten gösteriyor. İsrailleri, Amerikalıları, İngilizleri panikletti. İngilizler Türkiye’deki Ergenekon operasyonunu o yüzden yapıyor. ‘Eğer biz Türkleri, bu Anadolu çocuklarını kendi hallerine bırakırsak, bunların önlerinde duramayız’ diye düşünüyorlar.
O yüzden de Türkiye’deki sekülerleşme projesi o kadar katı, o kadar sert, o kadar anormal ki, Türkiye’nin içinde insanların rahat nefes almasını engelliyor. Müslümanım diyorsunuz, başörtüsünün yasak olduğu tek ülke Türkiye. 12-15 yaşına kadar çocuklarınıza Kur’an’ı Kerim öğretemiyorsunuz. Böyle bir saçmalık olabilir mi?

Ama dediğiniz gibi Türkiye’de sivil ve askeri bürokrasiyle siyasi iktidar arasında bir uzlaşı sağlandıysa bu sorunlarda çözülecek demektir, öyle değil mi?

Tabi ki, o konuda uzlaşıldı. Bazı şeylerde ayrıntılara girmemek gerekiyor. Burada bir sürü aktör rol oynuyor. Ama herkesin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı var. Çünkü pagan tecrübe Roma, Avrupa ve Amerika tecrübesiyle dünyaya insanın hayatını daha anlamlı kılacak, daha zenginleştirebilecek, adaletin, hakkaniyetin, hukukun, barışın hakim olmasını sağlayabilecek bir proje sunamadı. Bu ispatlandı, bu ortaya çıktı. Bu noktada Japonya, Çin, Rusya vb. gibi ülkeler alternatif güçlü bir medeniyet paradigması sunabilecek özelliklere sahip değil. Sadece İslam dünyasından böyle bir şey gelebilir. Bunu da sadece Türkiye yapabilir.

Teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.






ANALİTİK BAKIŞ / ÖZEL



Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!

“Röportajlar” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir