KÜRESEL ISINMA:(

Gündemdeki olaylar,tartışmalar
Cevapla
beyazgül
Yönetici
Yönetici
Mesajlar:7631
Kayıt:16 Eki 2006 09:06
Ruh Hali:Yorgun
Cinsiyet:Kadın
Burç:Yay
KÜRESEL ISINMA:(

Mesaj gönderen beyazgül » 15 Şub 2007 13:51

İŞTE KÜRESEL KIYAMET RAPORU --- 02 ŞUBAT 2007 CUMA 12:51



Merakla beklenen BM iklim raporunda, küresel ısınmanın son 50 yılda yüzde 90 oranında insan eliyle yaratıldığı ve asırlarca süreceği belirtildi.
Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen iklim değişikliği panelinde, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Uzmanlar Grubu tarafından 21 sayfalık bir rapor yayımlandı.
Raporda, insan eliyle sera gazlarının salımının neden olduğu bugünkü sorunlar, şöyle sıralandı:
Daha az soğuk günler, daha sıcak geceler, öldüren sıcak hava dalgaları, seller ve yoğun yağışlar, yıkıcı kuraklıklar ve kasırga ile tropikal fırtına gücünde artış (Özellikle Atlas Okyanusu'nda).
Raporda ayrıca, ''Eğer şimdi bunun kötü olduğunu düşünüyorsanız, 21'inci yüzyıl boyunca zararlı etkileri, 20'nci yüzyıl sırasındaki etkilerinden daha büyük olacak'' denildi.

RAPORDAN ÇARPICI TESPİTLER

-2100'e kadar sıcaklık 1.8 ile 4 derece artacak. Bu binlerce yıldır iklimde meydana gelen en dramatik değişiklik
-Uzun süreli ve yoğun sıcak hava dalgalarıyla daha sık karşılaşacağız -Uygarlaşma ne kadar yavaşlarsa yavaşlasın ya da sera gazlarının salımı ne kadar azalırsa azalsın, küresel ısınma ve deniz seviyesinin yükselmesi asırlarca sürecek. Okyanuslardaki su seviyesi 18 ile 59 santimetre yükselecek
-Daha şiddetli fırtınalar görülecek
-Sıcaklık dalgaları daha sık yaşanacak
-Kutup buzulları eriyecek. 2100 yılı yazında artık Antartika olmayabilir
-Bangladeş'ten Hollanda'ya pek çok kıyı ülkesi sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya

Panele 130 ülkeden 500 delege katıldı. Panele katılan yüzlerce bilim adamı ve bürokrat, kapalı kapılar ardında bir hafta süren müzakerelerde bulundu.
Raporda, küresel ısınmanın nasıl ve neden olduğu anlatıldı, ancak dünyanın bununla ilgili ne yapması gerektiği belirtilmedi.

Bilim adamları ne dedi?

Panele katılan Amerikalı bilim adamı Susan Solomon, ''Sera gazlarındaki artışın, insan faaliyetlerinin egemenliği altında olduğundan hiç şüphe yok'' dedi.
Colorado'daki Ulusal Atmosferik Araştırma Merkezi'nden iklim analizi yöneticisi KevinTrenberth ise ''Bu durduramayacağınız bir şey. Bununla yaşamak zorunda kalacağız. Farklı bir gezegen yaratıyoruz'' dedi.
Arizona Üniversitesi'nden Jonathan Overpeck, "Buradaki nokta, birşey yapmazsak ve bir şey yaparsak neler olacağına dikkati çekmek. Eğer birşey yapmamaya karar verirseniz, etkileri bir şey yapmamızdan daha büyük olacaktır'' diye konuştu.

HANGİ DÜNYADA YAŞAMAK İSTERSİNİZ...????

Küresel Felaketlerin artışında en büyük etken olacağı ve bizlerin yani Dünya İnsanlığının Küresel olarak bilinçlenmesi gerektiği anlatılıyor.

Şimdi şu anda dünyada yaşayan her insanın Bilincinin değişiminden söz ediliyor. Küresel Isınmaya ve onun sonucunda da 10 sene içinde kapımızda olacağı belirtilen Küresel Felaketlere neden olan ve halen bilincimizin içinde taşıdığımız neler var. Ve biz İnsanlık Medeniyeti olarak felaketlerin - kargaşanın eşiğine geldik.

Küresel Bilincimizle atmosferi nasıl ısıttık, kıtaları nasıl hareket ettirdik, iklimleri nasıl değiştirdik, kutuplardaki buzulları nasıl erittik, dünya bitki örtüsünü ve üzerindeki canlıların türlerini gün be gün nasıl bitirdik. Nasıl milyonlarca milyarlarca mutsuz, aciz, sefalet ve yokluk içinde robot gibi yaşayan ve ölen, birbirini savaş meydanlarında nedenini bile bilmediği bir sebepten yok edebilen insanlar yarattık.

Bütün bu görünen tabloyu nasıl ve hangi bilinçle resmedebildik. Bu nasıl bir nefret, bu nasıl bir öfke, bu nasıl bir Toplumsal Bilinçtir ki bütün Dünyayı "Yok Oluş" Uçurumunun kenarına getirebildi.

ŞİMDİYE KADAR KÜRESEL ISINMANIN ETKİSİYLE NELER OLMUŞ DÜNYADA

1 - Brezilya'daki Amazon yağmur ormanlarını her yıl kaybediyoruz Yaşarken karbondioksit (CO2) emen ağaçlar, öldükten sonra karbondioksiti geri bırakıyor. Amazon ormanlarında üç sene kuraklık yaşanması halinde ağaçlar dördüncü senede yok oluyor. Amazon'da 2 seneden beri Küresel Isınmadan dolayı yağış miktarı çok az.

2 - Kuzey Atlantik akımlarındaki değişimler hızlanmış durumda. Gulf Stream eriyen buzullar vb. yüzünden yavaşlıyor. Yavaşlama sıcaklığın düşmesine ve iklimin değişmesine neden oluyor.

3 - Üçüncüsü Grönland eriyor. Tamamen eridiği takdirde 10 metreye kadar dünyadaki denizlerde ve okyanuslarda yükselme bekleniyor. Bu da dünya yüzeyindeki en yoğun ve medeniyetin olduğu yerlerdeki yerleşim alanlarını kaybedeceğimiz anlamına geliyor.

4 - Son Yıllarda Küresel Isınmanın atmosferin üst tabakası olan stratosferin de soğumasına neden olduğu tespit edildi. Soğuyan stratosfer ozonun kendini tamir etmesini ve dengelemesini geciktirici etki yapıyor.

5 - Ozon tabakasındaki incelme planktonların yok olmasına neden oluyor. Planktonlar denizlerde ve okyanuslarda beslenme zincirin en alt seviyesinde ki canlılar. Deniz de yaşayan canlıların çoğu plaktonlarla besleniyor. Plaktonları yiyen diğer canlılar ve diğerleri ile beslenen diğerleri. Beslenme zincirinde bir kopmanın oluşması demek, beslenme zincirinin hepsinin etkileneceği ve zamanla yok olacağı anlamına geliyor.

6 - Sahra çölü her sene biraz daha küçülüyor. Bölgesel rüzgarlar sahradan aldıkları toz bulutunu okyanuslara taşıyarak, içindeki minerallerle planktonları besliyor. Sahra çölü küçüldükçe ve ozon incelmeye devam ettikçe planktonlar tükenme noktasına gelecek.

7 - Himalayalar ve üzerindeki buzullar ayna görevi görerek güneş ışınlarını geri yansıtıyordu. Yansıtma dünya da sıcaklığın dengelenmesi demekti. Şimdi Himalayalardaki buzlar eridiği için eskisi gibi sıcaklığı dengeleyemeyeceği ve ayrıca dağlardan akan nehirlerin ve oluşan göllerin kuruyacağı ve kıtlık ve kuraklığın yaşanacağı anlamına geliyor.

8 - Muson yağmurlarının dengesi bozulmuş durumda. Ya çok yağıyorlar ve seller neden oluyorlar yada az yağarak kuraklığa neden oluyorlar. Bu da Hindistan'da korkunç yağmurların ve sel felaketlerinin yaşanması ve tarım alanlarının-yaşam bölgelerinin yok olması demek.

9 - Okyanus yataklarında donmuş olarak bulunan büyük miktarlardaki metan yataklarının küresel ısınmayla açığa çıkarak sıcaklığı muazzam miktarlarda arttıracağı tahmin ediliyor.

10 - Sibirya, Kanada'da gibi donmuş toprakları olan ülkelerdeki toprakların erimesiyle toprak içindeki fosiller açığa çıkacak ve çürüyecek. Bu da milyarlarca ton metan gazının açığa çıkacağı anlamına geliyor.

11 - Ayrıca donmuş bir toprakların içinde şimdiye kadar bilinmeyen 500 gigatonluk yeni karbon kaynağı bulundu. Bu topraklar ısınmanın etkisiyle çözünüp sıcaklığı artıracağı tahmin ediliyor. Ve bu da Felaketleri bir noktadan sonra artık istesek de durduramayacağımız anlamına geliyor.

12 - Küresel Isınmanın sürekli artışı ile El Nino okyanus akıntısının her yıl yaşanabileceği belirtiliyor. Her yıl yaşanması demek; tufanlar ve ani sel felaketleri ve kasırgalar yaratacağı anlamına geliyor.

Bütün bunlar ile Dünya İnsanının Bilincinin, dolayısıyla her birimizin tek tek bilincinin ne alakası var diyebilirsiniz. Benim dünyada kapladığım yer, benim bahçemdeki karıncanın kapladığı yerden daha az. Zararım ise hiç yok. Fabrikaları ben mi kurdum? Okyanusları ben mi kirlettim? Ağaçları ben mi kestim? Diyebilirsiniz. Eminim Dünyada yaşayan her insana sorulsa aynı cevabı verecektir. Ben mi yaptım bütün bunları? Eğer hiç birimiz yapmadıysak o zaman kim yaptı? Okyanusta yaşayan balıklar mı yaptı? Bitkiler mi yaptı? Hayvanlar mı yaptı? Ağaçlar mı yaptı? Biz Yaptık?

Her birimizin bilincinde olan ne var ise, alışkanlıklarımızdan, inançlarımıza, hırslarımızdan, açgözlülüklerimize, tutkularımızdan, değer yargılarımıza, öfkemizden, nefretimize, tatmin olmayan egomuzdan, beklentilerimize, tüketim alışkanlıklarımızdan, dünya ve diğerleri ile olan ilişkilerimize kadar hepsiyle birlikte; bizde olan ne var ise; Dünyada yaşanan Isınmanın nedeni ve yaklaşmakta olan Küresel Felaketlerin nedeni "Biz"iz.

Mevlana der ki "Testide ne varsa dışına o sızar." Bizim bilincimizden sızanlar da dünyadaki felaketleri ortaya çıkardı.

Bu nasıl bir Oyundur. Kim bu oyunu oynamaya cesaret edebildi, üstelik hepimiz, oynayanlar da dahil aynı geminin yolcularıysak. Aynı Dünya denen gezegenin sakinleriysek. Ve gidecek başka bir dünyamız da yok iken.

Yaşamdan ve onun yeryüzündeki ifadesi olan her türlü görünüşten bu kadar mı nefret ettik? Tabiatı ve içindeki canlıları, çeşitli maskeler ve yollar ve nedenlerle yok ederken, kendimizi de yok ettiğimizin farkında olmadan nasıl bunları yapabildik?

Eğer Bilinç farkındalıksa, farkındalığımız nelerin üzerinde, İlgimizi dikkatimizi arzularımızı isteklerimizi ve sonucunda eylemlerimizi yönlendirdiğimiz düşünceler ve düşünce sonucunda ortaya çıkan eylemler neler?

Bilincimizde olanlara ve onlarla olan ilişkilerimizin üzerinde biraz gezinelim.
Daha iyi yemek yemek, daha iyi giyinmek, daha güzel görünmek, daha zengin olmak, daha çok şeye sahip olmak, daha başarılı olmak, iyi yaşamak istiyoruz.
Her birimiz tek tek her şeyin en iyisine en çoğuna sahip olmayı düşünüyoruz. Bu isteklerimizi gerçekleştirebileceğimiz planları yapıyoruz, eylemlerde bunuyoruz.

Neden bütün bunları yapıyoruz. Mutlu, sevgi içinde ve huzur içinde olmak için yapıyoruz. Huzuru ve sevgiyi mutlu olmayı ve bolluk içinde olmayı istemekte yanlış bir şey yok. Bu istekler her insanın yaşama arzusundan kaynaklanır. Ve sevgi, mutluluk, huzur, bolluk, başarı sağlık her insanın da hakkıdır. Her insan en iyi şekilde yaşamayı hak eder.

Yanlış olan bu arzuları yerine getirmek için tercih ettiğimiz yöntemde ve seçimlerimizdedir. Çünkü biz isteklerimizi gerçekleştirirken yalnızca "kendimiz" için isteriz. Buradaki kendimizden kasıt küçüklükten beri bize büyüklerimiz, çevremiz, eğitim sistemimiz ve iletişime geçtiğimiz diğer insanlar tarafından empoze edilmiş fikirlerin oluşturduğu "imaj kişiliktir".

Toplumsal bilinç tarafından yaratılmış imaj kişilik yani Ego yani Nefs bu dünyada kendine küçük bir krallık, özel bir cennet kurmak ister. Fakat ne yazık ki egonun yaratmaya çalıştığı cennet, diğerlerinin cehennemi olur. Tek tek hepimizin ortak bilincinin toplamından oluşan Toplumsal Bilinç dünya kaynaklarının sınırlı olduğuna ve diğerleri ile paylaşırsa kendi küçük cennetini yaratmak için yeterli kaynak kalmayacağına inanır. Dünyada var olan kaynaklar ya kendisi için kullanacaktır. Ya da diğerleri için. Ve her zaman olduğu gibi yalnızca kendisi için kullanmayı seçer. Paylaşmaz. Paylaşılanın biteceğine ve azalacağına inanır.

Toplumun diğer üyeleri yani diğerleri, kendisinden sahip olduğu kaynakları paylaşmasını talep ettiğinde red eder. Eğer paylaşılma talebi sertleşirse, karşısındaki diğerlerini çeşitli yöntemlerle manupile veya yok etmeye çalışır. Kişisel ilişkilerde nefret ettiği insanlar ve düşmanları oluşur. Ülkeler arasında savaşlar çıkar, küresel boyutta kıtlık yoksulluk açlık olarak ortaya çıkar.

Çünkü kendi küçük cennetini oluşturmak için kullanacağı kaynaklar ve sahip olduğu her şey "Güç" demektir. Güç demek güven, saygınlık itibar ve sahip olduklarının daha fazlasını ona getirecek araç demektir. Ve kendi cennetini dilediği gibi kurması içi ve yaşaması için gerekli olan tek şeydir. Daha fazlası daha iyisi demek ,daha fazla üretim demektir. Daha fazla sahiplenme ve daha çok istemek demektir. Sahiplenme Paylaşmamak demektir. Paylaşmamak Savaş demektir. Savaş; Silah, Nükleer tehlikeli deneyler, Kirlilik, Atık demektir. Belki de Dünyayı bir düğmeye basarak nükleer savaşın eşiğine getirmek demektir.

Ve bunun adı da AÇ GÖZLÜLÜKTÜR

Her birimiz kendimiz adına, her şeyin daha fazlasını istedikçe ve elimizdekileri paylaşmayı red ettikçe ve diğerlerinin varlığını içimize sindiremedikçe şuandaki Küresel Bilinç veya diğer adıyla Toplumsal Bilinç değişmeyecektir. Ve değişim gerçekleşmediği için de Küresel Felaketler büyük bir hızla Dünya Gezegeninde yaşanacak ve türümüz değil daha fazlasını yeterli olan yaşam şartlarını bile bulamayarak son günlerini yaşayacaktır.

Küresel felaketler yaşanmaya başladığı zaman, insanoğlunun bunu durduracak ne teknolojisi, ne zamanı, ne de gidecek başka bir yeri olacaktır. Ve Küresel Felaketler sizin küçük cennetinizin ve ne kadar altınızın, paranızın ve yatırımlarınızın olduğuna bakmaz. Kim olduğunuzun, ne kadar itibarlı ve başarılı olduğunuza da bakmaz. Her şeyi kendi Sürecinde ve Yasalarında yeryüzünden süpürür.

Açgözlülük şahı da piyonu da aynı kutuya koyar ve İnsanoğlunun Dünyadaki Yaşam Oyunun son perdesini indirir.

Küresel Isınma sonucunda yaklaşan Küresel Felaketleri durdurmanın tek çözümü İnsanoğlunun Açgözlülüğünü fark etmesi ve henüz vakit varken dünya gezegeninde yaşayan diğer kardeşleriyle, dünyada bir bütünü oluşturduğunu bilerek ve sevgiyle paylaşmayı öğrenerek Sevgi Bilincine Evrilmesidir.

İnsanoğlunun içine bakarak her şeyin daha fazlasını, her şeyin daha iyisini isteyen Egosunun Açgözlülüğün görmesi, üretime talep oluşturan tüketim alışkanlığını gözden geçirip değiştirmesine neden olacaktır. Tüketim alışkanlığının değişmesi, üretimi yapan kişilerin değişen alışkanlıklar neticesinde dünyayı daha az kirleten ve daha çok çevreyi düşünen üretimler yapmasına neden olacaktır.

İnsanoğlunun Açgözlülüğünü fark etmesi demek Kutsal Kitaplarda anlatılan ve Nefis denilen ve insanı illuzyonların peşinde koşturan ve bu dünyada yaptığı bütün kötülüklerin baş sorumlusu kişiliğini fark etmesi demektir. Fark etmek demek sorumluluk almak demektir. Sorumluluk almak onu düzeltebilme ve dönüştürme gücüne ulaşmak demektir. Ve bir kez dönüşüm başladığında, dağdan ufak bir kartopunun aşağıya inmesi gibi her şeyi siler ve temizler. Açgözlülüğün fark edilmesi demek, içimizde geçeceğimiz ve geçerken de kendimizi şifalandırıp iyileştireceğimiz diğer Farkındalık kapılarının Ana Kapısı demektir. Ve Açgözlülüğün fark edilip bilincin dönüştürülmesi başka bir Yola çıktığınızın, başka bir Bilince Evrildiğinizin de habercisidir. Evrildiğiniz Bilinç Sevgi Bilincidir.

"Açgözlülük insanı kör ve sağır eder. Hakikati görmeye mani olur!" MEVLANA

"Dünya vatandaşları, haset, açgözlülük ve kin den uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir. " ATATÜRK

Küresel Rekabet


Küresel Isınmanın önlenmesi için Küresel Bilinçlenmenin tek şart olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Şu anda yeryüzüne hakim olan Toplumsal Bilincin, her birimizde yansımasına dikkatle bakabilmemiz ve kendimizdeki alışkanlıkları, inançları, kalıpları ve algıları değiştirebilmemiz, Toplumsal Bilincin değişebilmesi için tek yoldur. Kısaca her birimizin Kendini; yani egosunu; alışkanlıklarını, inançlarını, yargılarını, kanılarını, şartlanmalarını, sınırlarını, isteklerini, yaşamdan ve dünyadan ne beklediğini, nasıl bir dünyada yaşamak istediğini sorgulaması Toplumsal Bilincin değişimini sağlayacak ve hızlandıracaktır.

Çünkü Toplumsal Bilinç her birimizin ayrı, ayrı ürettiği düşüncelerden isteklerden arzulardan korkulardan nefretten öfkeden kıskançlıktan oluşmaktadır. Şimdiye kadar binlerce yıldan beri oluşturulmuş Toplumsal Bilinç Matrixi dünyayı Küresel Felaketlerin eşiğine getirmiştir. Bu demek oluyor ki İnsanoğlu bir yerlerde bir Yanlış yaptı. Kısaca toplumsal bilincin bir parçasını oluşturan her birimiz bir yerlerde bir Yanlış yaptık.

Her birimizin Yaşamla ilgili beklentilerimiz var. Başarılı olmak, saygın olmak, iyi bir meslek sahibi olmak, daha çok kazanmak, daha iyi giyinmek, daha iyi yiyip içmek vs gibi İçimizden gelen arzuların hiçbir kötü tarafı yoktur. Yaşamı devamını sağlayan sonuçta Yaşamaya karşı duyduğumuz arzulardır. Yanlış olan daha iyiyi ve daha fazlasını hep kendimiz için istememiz ve diğerleri ile girdiğimiz dünya sahnesinde ve içimizde oynanan "Kazanan Tarafta Olma" rekabetidir

İki taraf vardır. Ve Nefs (Ego) hep kazanan tarafta olmayı ister. Ego kendi küçük cennetinde mutlu yaşamına devam etmek ister. Hep "en" lerin olduğu yerde. Yeryüzünde oynanan Oyun; "enlerin ve "daha çokların" adına yaşanan kıyasıya bir mücadele ve savaş oyunudur. Bun un adı REKABETTİR.

Ve bu da HIRS ve KİBİRDİR.

Birinin diğerine göre daha iyi, daha üstün olma yarışına rekabet denir. Üstün olan kazanır. Rekabet anlayışında asla herkesin birden iyi, herkesin birden başarılı, herkesin birden üstün olmasının imkanı yoktur. Herkesin aynı anda kazanması ise söz konusu bile değildir. İnsanoğlunun nefsinden kaynaklanan ve Rekabetle körüklenen "üstün olma" isteği kibri, kıskançlığı, görgüsüzlüğü, cimriliği, nefreti, düşmanlığı, kabalığı da beraberinde getirir.

Mevlana der ki "Akıl, akıl olduğundandır ki işlerin sonunu görür; sonu görmeyen akıl, nefs kesilir"

Toplumsal Bilinçte sonu görmemiş ve nefs kesilmiştir. Ve Son, her birimiz kendi bilincimizi değiştirmezsek, Küresel Felaketlerle gelmektedir. İmaj kişilik hiç aklına getirmez ki "enleri" ve "daha çokları" elde etmeye çalışırken yeryüzüne ve diğer insanlara verdiği zarar onun da sonu olacaktır.
Nasıl bütün bu arzularını düşüncelerini, tutkularını ve yaşam tarzını değiştirecektir. Kaybedenleri acılarını kederlerini, savaş meydanlarında tükenen hayatları, açlık ve sefaletten kıvranan insanları, an be an yok olan bitki örtüsünü, çamurlaşan denizleri ve yükselen suları, ısınan atmosferi nasıl görebilecektir? Nasıl fark edebilecektir? Ve en önemlisi de nasıl DENGELEYEBİLECEKTİR.

İmaj Kişilik bilmez ki, diğerleri olduğu için kendisi vardır. Diğerlerinin olması onun Varlık teminatıdır. Ticaretten Eğitime, Sanayiden Çiftçiliğe, işçiden, ev kadınına, işadamından sokaktaki dilenciye, tüccardan, patrona, her kes kendi adına, ortaklaşa oluşturduğumuz Toplumsal Bilinci nasıl bilinçlendireceğiz, nasıl değiştireceğiz, dünyayı nasıl "dengeleyeceğizi" kendine sormak zorundadır. Kendi adına yapabileceklerini yapmak durumundadır. Ben değişmeyeyim diğerleri değişsin, derseniz ve herkes kendi adına diğerleri değişsin ben aynı kalayım, aynı tüketim alışkanlıklarını aynı inançları aynı kalıpları yaşamaya devam edeyim derse hiçbir şey değişmez. Unutmayın diğerleri için de, SİZ DİĞERLERİSİNİZ.

Önce herkesin kendi adına cevaplaması gereken tek bir "soru" vardır. Ve bu yaşamınızda kendinize soracağınız en değerli sorudur. "Diğerlerini arkamda bırakmak istiyor muyum? Yoksa onları yanımda mı görmek istiyorum? Diğerlerinin de kazanmasını istiyor muyum? Herkes aynı anda kazanan olabilir mi? Ben, diğerleri ve Dünya aynı anda Kazanan olabilir miyiz?Kısaca insanlık ailesi olarak;

BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN VAR OLABİLİR MİYİZ?
HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN VAR OLABİLİR MİYİZ?

Hepimizin kazanacağı yeni Dünya Modelini yaratabilir miyiz? Üretim modellerimizi, fabrikalarımızı, okullarımızı, sanayimizi, uluslararası işbirliklerini ve ticaretin kurallarını herkesin kazanacağı şekilde değiştirebilir ve bunu uygulayabilir miyiz?

Aynı anda "ben" kazanacağım. "Diğerleri" kazanacak. Ve "Dünya" kazanacak ( Bitki örtüsü, türler, ekolojik denge atmosfer, denizler kendi ritmik dengelerinde olacak ve kirlenmeden kalacaklar. Kirletilmeden, Dengede kalarak Varlığını sürdürebilmek Doğanın ve Dünyanın kazanımıdır.)

Dünyada yaşayan herkes kendi adına yukarıda bahsedilmiş sorulara içsel olarak yanıt aramadıkça değişim başlamayacaktır. Diğerlerinin ve Doğanın kazanması sizi ilgilendirmediği sürece "Değişim" başlamayacaktır. Sizin değişiminiz başlamadığı için Toplumsal Bilincin değişimi de gerçekleşmeyecektir. Dolayısıyla Küresel Isınmanın nedeni olan Toplumsal Bilincin alışkanlıkları, inançları, şartlanmaları, değer yargıları, tek tek hepimizin içinde sorgulanmadığı için Robot Yaşamlarımıza devam ediyor olacağız. Ve hep diğerlerinin değişmesini ve bir şeyleri değiştirmesini bekliyor olacağız. Diğerleri de bunu bizim yapmamızı bekliyor olacak. Ve karşılıklı birbirimiz beklerken vakitler son saatlere doğru hızla yaklaşacak. Ve siz bu saatten sonra isteseniz de hiçbir şeyi değiştiremeyeceksiniz. Çünkü felaketlerin getirdiği ağır sorunlarla uğraşıyor olacaksınız. Ve Dünyanın bir köşesinde "Hayatta Kalma Mücadelesi" veriyor olacaksınız.

Değişim sorgulamayla başlar. Sorgulamada herkesin kendi adına içine doğru yaptığı bir yolculuktur. Ve Dünyadaki her alandaki Değişimler sadece insanlar içsel olarak değiştiklerinde meydana gelir. Dış Dünyada hükümetlerin veya yetkililerin bizlere değişim ve ilerleme diye gösterdiği şeyler; Sanayinin geliştiği, daha refah bir toplum olduğumuz, teknolojinin nereden nereye ilerlediği, tüketici - üretici endeksleri, büyüyen ekonomiler, hepsi insanlığın gözünü boyayan illuzyonlardan başka bir şey değildir.

Anlatılanların hepsi görünüşte doğru olabilir. Fakat Toplumsal Bilincin gelişmesine, bilinçlenmesine ve gezegensel bir bilinçliliğin (ŞUUR) yaratılmasına faydası olmamıştır. Toplumsal bilinç her yüzyılda ve her teknolojik ilerlemede dönüşmüştür. Ama asla DEĞİŞMEMEİŞTİR. Bilincimizin içindekiler, beklentiler, arzular istekler, onları elde ediş şeklimiz, aç gözlülüğümüz, hırsımız, kibrimiz, üstün olma tutkumuz, nefretimizin nedenleri hep aynıdır.

İlk insanın yeryüzünde var olmaya başlamasından beri Dünyayı an be an tüketmemiz, doğaya hakim olmaya çalışmamız, insan kardeşlerimizle savaşlarımız, kıskançlıklarımız, değer yargılarımız, cahilliğimiz, birbirimize üstün gelmeye çalışmamız, diğerlerini kabullenemeyişimiz, çatışmalarımız, hiç birisi değişmedi. Belki şekil değiştirdiler, renk değiştirdiler ama değişmediler. Eskiden okla yayla savaşıyorduk şimdi silahlarımız, nükleer füzelerimiz var. Hala savaşıyoruz. "Nasıl" ve "Ne Tür" araçlarla savaştığımız önemli değil. Burada görmemiz gereken hala "SAVAŞIYOR" olmamız. Sıcak Savaş oldu, Soğuk Savaş. Soğuk Savaş görünüş değiştirdi ve Dünya Ekonomisinde "Sıcak Rekabet" olarak adlandırılıyor. "Güçlü olan ayakta kalır." "Kazanalar ve Kaybedenler".

İlk toplumlarda da Erki elde etmek için mücadele ettik. Kazandığımızda, kaybedenleri dilediğimiz gibi yönettik. Karşımıza çıkan her şeyi yıktık geçtik. Ne kardeş tanıdık ne arkadaş. Ne dost bildik ne de düşman. "Rekabet" her devirde vardı. Kazananlar ve Kaybedenler. Rekabet etmenin şekli değişti ama gerçek olan hala 21 yy da "REKABET" ettiğimiz olgusudur. Hırs ve Kibri hala içimizde taşıdığımız ve bununla diğerlerine ve Dünyaya zarar vermeye devam ettiğimiz GERÇEĞİDİR.

Rekabet anlayışı ve mantığı içinde kıskançlığı, açgözlülüğü, nefreti, hırsı, kibri, cimriliği, üstün gelme, daha iyi olma, daha çoğuna sahip olma, sahiplenme tutkusunu taşır. Bu hasletlerin hepsi nefsin yani egonun özellikleridir. Ve insanın gözünü kör eden, gözüne perde indiren ve insanı modern bir şekilde vahşileştiren duygulardır. Rekabet İnsan-Hayvan Bilincimizin özelliğidir. Çünkü Darwin der ki: "hayatta kalmanız için güçlü olmanız gerekir." Dünyada ilk insandan bu yana Güçlü olmak için rekabet ediyoruz. Ve güçlü olmak için en iyiye ve daha fazlaya ihtiyaç duyuyoruz. Ve daha fazlasını elde ederken Rekabet etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Çünkü Ben ve diğerleri var. Birisi kazanan olacak ve biz hep kendimizi kazanan olarak görmek istiyoruz.

Ama artık bu anlayış ve kabulleniş değişime uğrayabilir. Bu kural bizler tarafından gönüllü olarak içimizde değişime uğrayabilir. Yoksa doğa bunu bize zorla öğretecektir. Şu ana kadar Dünya Yüzeyinde oluşmuş Toplumsal Bilincin inşa ettiği İnsanlık Medeniyeti, yaklaşmakta olan küresel felaketlerle son bulmak üzere. Dünya Gezegeni rekabet denen olguyu artık kabullenemiyor. İnsanlığın bir şekilde birbiri ile uzlaşmaya gitmesi gerekiyor. Birlikte dünya da nasıl savaşsız, rekabetsiz, öfkesiz, nefretsiz, birbirimize üstün gelmeden kazananlar ve kaybedenler olmadan "Nasıl Yaşarız'ı", İnsan Bilincinin ortaya çıkarması gerekmekte. Toplumsal Bilinç kendini yeniden doğurmak durumunda. Yeniden doğmak için ise, şimdiki taşıdığımız bilincimize (alışkanlıklarımıza, anlayışlarımıza, kalıplarımıza) ölmek zorundayız. Kısaca bilincimizin içini boşaltıp Yaşamı ve isteklerimizi arzularımızı ve bunları gerçekleştirme yöntemlerimizi sorgulayıp yeniden tanımlamak durumundayız. Bu işleme de Bilinç Değişimi deniyor.

Dünya yüzeyinde yaşayan yeterli çoğunluk değişmeye başladığında, Toplumsal Bilinci değiştirme gücüne erişebilir. Ve Toplumsal Bilinç değişir. Çünkü siz değişmişsinizdir.

Eğer değişmezsek ne olur?

Dünya İnsanlığı diyorum çünkü Küresel Felaket artık Gezegensel boyuttadır. Ve gezegende yaşayan bütün İnsanlık Ailesinin Yaşamı ve Geleceği söz konusudur. Dünya Toplumu yapması gereken Bilinç değişimini gerçekleştiremezse, şimdiki Toplumsal Bilinç Matrixi, vahşi kapitalizmin HIRSINI ve KİBRİNİ beslemeye devam edecektir. Vahşi kapitalizm de daha çok atık madde daha çok hava kirliliği, zararlı gazlar, çamurlaşmış denizler, nesli tükenen balıklar, doğadan kaybolan türler, bozulan dünya dengesi ve küresel Felaketler olarak karşımıza çıkacaktır.

Hepimiz aynı geminin içindeyiz. Dünya uzay okyanusunda yüzen bir gemi,
Dünya Gemisinin içinde "Enleri ve "daha çokları" Kazananların cennetinde ne kadar konforun, malın mülkün, altının paranın, imkanın olduğu veya Kazananların ne kadar itibarlı ve güçlü olup olmadıkları önemli değildir. Dünya denen gemi Küresel Felaketlere maruz kaldığı zaman hepsi denizin dibini boylayacaktır.

Kazanan ve Kaybedenler aynı acıya ve "Yok Oluşa" maruz kalacaktır.
"Gezegensel Yok Oluşta" kazanan ve kaybeden olmanın ne önemi vardır? Ama "Kazanan-Kaybeden = Rekabet Bilincinden", " Kazanan+Kazanan = BİZ (Bütün İnsanlık ve Dünya) Bilincine, kısaca ben, diğerleri ve Dünyanın hep birlikte kazanacağı bir Toplumsal Bilinci oluşturabilirsek Küresel felaketlerin karanlık tünellerinden kurtulabiliriz.

Tek yapmamız gereken diğerlerini de kendimiz gibi bilmek. Ve kendimiz için istediğimiz her şeyi diğerleri için de istemek. Bunun için Diğerleri ve Dünyayı ve en önemlisi de" "KENDİMİZİ" sevmesini öğrenmemiz gerekiyor.

Kısaca Sevgi Bilincini her birimiz kendi adına "içimizde" seçebilirsek ve Sevgi Bilincinden asla ve asla vazgeçmezsek, Toplumsal Bilinci değiştirebiliriz. Ve Küresel Isınmayı dengeleyip, Küresel Felaketleri vakit geç olmadan durdurabiliriz.

İşte o zaman;

BİR İNSAN BÜTÜN İNSANLIK İÇİN, BÜTÜN İNSANLIK TEK BİR İNSAN İÇİN VAR OLABİLİR.

"İnsanoğlu yaratılmışların en üstünü ve şereflisi olarak yaratılmıştır. Ancak insanı insan yapan hayat için önemli zorunlu ve gerekli olan değerleri araştırmak, bulmak ve tatbik etmekle mümkündür." MEVLANA


Cevapla

“Gündem & Haberler” sayfasına dön