Çay Parasına Ajanlık

Gündemdeki olaylar,tartışmalar
Cevapla
JİLAN
Albay
Albay
Mesajlar:5928
Kayıt:26 Şub 2007 19:54
Ruh Hali:Kızgın
Takım:Fenerbahçe
Çay Parasına Ajanlık

Mesaj gönderen JİLAN » 16 Eki 2007 11:37

DOĞAN ÇETİN / ERİŞ QOSER -ANF


BEHDİNAN (30.09.2007)- HPG Sorgu Komisyonu’na konuşan ajanların şok itirafları sürüyor. Sorgu Komisyonu’na itiraflarda bulunan bir diğer ajan da Serhat Ege... HPG Sorgu Komisyonu’na itiraflarda bulunan Ege’nin verdiği bilgilere göre, polis adına ajanlık yapması bir çay parası ile başlamış.

1984 Hakkari Ceylanlı köyü doğumlu Serhat Ege, daha önce Mustafa Kemal ismini taşıyormuş. Ancak mahkeme kararıyla bu ismi değiştirerek Serhat Ege yapmış. Ege’nin polisle ilişkilenmesi ise lise arkadaşı Abdurrahman Çiftçi aracılığıyla 1999 yılında başlamış. Polis, Ege’den para karşılığı DEHAP’a gidip gelmesini ve kimi bilgiler getirmesini istemiş. Serhat Ege, polis ile ilişkisini “Verdiğim bilgiler karşılığında bana önce bir çay parası verdiler. Al şu para ile bir şey içersin dediler. Bir çay parası ile başladım. Birkaç defa bu tür görüşmelerden sonra DEHAP’e gittim ve DEHAP’a giden bazı kişilerin isimlerini verdim” şeklinde açıklıyor.

İRAN’DA GÖZALTINA ALINIP TUTUKLANDIM

DEHAP’a polisin istemi üzerine bilgi almak üzere gidip gelmeye başlayan Serhat Ege, 2001 yılında katıldığı Newroz gösterilerinde gözaltına alınarak tutuklanmış. Tutuklandığı zaman henüz 18 yaşını doldurmamış olan Ege, birkaç cezaevinde kaldıktan 15 ay sonra yaşı küçük olduğu için serbest bırakılmış. Serbest bırakılmasının ardından gerilla güçlerine katılmak için yola çıkan Ege, bir arkadaşı ile İran’da yakalanarak tutuklanmış.

Serhat Ege, anlatıyor: “Cezaevinden çıktıktan sonra ben ve bir arkadaşım partiye katılma kararı aldık. Kendi imkânlarımızla İran’a geçtik. İran’da Urmiye yakınlarında kimlik kontrolü esnasında gözaltına alındık. Bizi 4-5 gün bir karakolda tuttular. Hiçbir sorgu yapmadılar. Bizi tutuklayarak para cezası verdiler. Burada tanıştığımız bir Kürt aracılığı ile ailelerimizle ilişkiye geçerek para istedik. Ailelerimiz parayı yatırdıktan sonra İranlılar bizi Esendere sınır kapısına getirdiler. Orada bizi Türkiye’nin gözaltına aldığı kaçakçılarla takas yaptılar. Daha sonra Esendere Sınır Karakolu’na götürdüler. Biz onlara Hakkari’li olduğumuzu oruç ayında olduğumuz için İran tarafına geçerek çay, hurma, şeker gibi şeyler getirerek ailelerimizi geçindirmek istediğimizi söyledik. Sonra bizim sabıkamızın olup olmadığını araştırdılar. Sabıkamız yoktu. Ama bize “Siz sınırı yasal olmayan yollarla geçmişsiniz, bunun için sizi savcılığa göndereceğiz orada belli bir para cezası verdikten sonra serbest bırakılısınız” denildi. Biz savcılıkta 50 milyon para verdik ve serbest bırakıldık.”

PİŞMANLIK YASASINDAN FAYDALANDIK

Serhat Ege’yle birlikte gerillaya katılma kararı alan arkadaşının dayısı Çadır Çifçi, Hakkari Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuruymuş. Çifçi, Ege’nin İran’a gerilla güçlerine katılmak için gittiği bilgisini alması üzerine, Serhat Ege polis tarafından yeniden gözaltına alınmış. Ege, konuşuyor: “Benimle gelen kişinin dayısı Hakkari Emniyet Müdürlüğünde çalışıyordu. İsmi de Çadır Çiftçi’ydi. Dayısı, arkadaşıma “Ben olmasam seni tutuklayacaklar, eğer bana kiminle gittiğini söylersen seni tutuklamayacağız” demiş ve benimle gelen kişi ismimi vermiş. Ondan sonra bizim eve baskın yaptılar. Baskın yaptıklarında ben evde değildim. Daha sonra evin önünde iki sivil polis arabası benim önümü kesti. Arabanın içinde benimle İran’a gelen arkadaşım vardı. Zaten beni polislere gösteren de kendisi oldu. Beni oradan aldıklarından sonra direkt emniyete götürdüler. Burada bana işkence yaptılar. İşkence esnasında kafam kırıldı. Bizi savcılığa çıkardılar savcılıkta verdiğimiz ifade sonucu bizi gönderen kişiyi de göz altına aldılar. Üçümüzü mahkemeden sonra Hakkari Ağır Ceza Mahkemesine götürdüler. Mahkemede savcı her üçümüzü tutukladı. Ondan sonra bize, “Eğer pişmanlık yasasından yararlanırsanız kurtulursunuz yoksa onun dışında asla buradan kurtulamazsınız” dediler. Biz de onlara yasadan faydalanmak istiyoruz dedik. Cezaevinde 6 ay kaldıktan sonra Mayıs 2003’te bırakıldık.”

BABAMLA EMNİYETE İŞ İÇİN GİTTİK

İkinci kez girdiği cezaevinden çıkan Ege, babasının isteği üzerine Emniyet’e gitmiş. Babasının amacı Ege’ye Emniyet aracılığı ile bir işe koymakmış. Ancak Emniyetin Serhat Ege’ye bulduğu iş ajanlık olmuş. Ege, anlatıyor: “Cezaevinden çıktıktan sonra belli bir süre evde kaldım. Ondan sora babam bana ‘Seni emniyete götüreyim belki orada sana bir iş bulurlar’ dedi. Ben de kabul edip babamla emniyette gittim. Emniyete gittiğimizde o zamanki Emniyet müdürünün adı Zekeriya idi. Beni onunla görüştürdüler. Emniyet müdürü bize tekrar Pazartesi günü gelmemizi söyledi. Ondan sonra ben ve babam emniyetten ayrıldık. Pazartesi günü babama ‘Gel gidelim bize randevu verilmiş, belki bana bir iş verirler’ dedim. Babam benim tek gitmemi istiyordu. Ben de tek başıma gittim. Emniyet müdürünün odasına girdiğimde odada emniyet müdürü ayrıca takım elbise giymiş 1.75 boylarında, esmer, saçını arkaya tarmış başka biri vardı. Her ikisiyle tokalaştıktan sonra bana isminin Tolgahan Eren, görevinin ise istihbarat şube müdürü olduğunu söyledi. İkisi de oturmamı istediler. Ondan sonra bana ‘İş arıyorsun ama sana verebilecek bir işimiz yok’ dediler. Bir süre öyle birbirlerine baktıktan sonra bana ‘Ama eğer sen DEHAP’a gidip kimlerin gelip gittiğini, ne konuştuklarını bize söylersen biz de sana yardımcı oluruz, maddi anlamda da sana destek sunarız’ diyerek resmen ajanlık teklif ettiler. Ben de bunun sonucu ne olur, nereye varır, hiç düşünmeden o an kabul ettim bu teklifi. Bana cep telefonunu verdi ve Tolgahan’a dönerek Tolgahan bu sana emanet dedi. O zaman ismim Mustafa Kemal idi. O da ismimi not aldıktan sonra telefon numarasını bana verdi. Telefon numarası da 0532 681 66 74’tü. İyi hatırlıyorum numarası buydu. Kimlik bilgilerimi aldıktan sonra beni gönderdi.”

DEHAP’TA GÖZA ÇARPAN KİM?

Bu görüşmesinin ardından artık resmen ajan faaliyeti yürüten Serhat Ege, bu süre içerisinde DEHAP’a gidip gelmeye başlamış. DEHAP’ta tanıdığı kişilerin isimlerini ve DEHAP çalışmalarına ilişkin bilgiler aktaran Ege, bu süre içerisinde Tolgahan adlı istihbarat şube müdüründen az da olsa para yardımı almış. Bir süre sonra müdür Tolgahan, Ege’yi istihbarat şubesine çağırmış. Ege, şubedeki dakikaları anlatıyor: “Tolgahan ile birkaç kez daha görüştükten sonra beni emniyete davet etti. Beni emniyete davet ederken ‘Bana eğer gelirsen girişte istihbarat şubeye çıkacağını söyle’ dedi. Hakkari emniyet binası beş katlıdır. İstihbarat şubesi ise bu binanın dördüncü katındadır. İstihbarat şubeye giderken uzun bir koridordan geçiyorsun. Ondan sonra kapıya geldikten sonra kapının hemen üstünde bir güvenlik kamerası bulunmaktadır. Kapı zili çaldığı anda kamera direkt kapıda bulunan kişinin yüzüne kilitleniyor. Ayrıca elinde poşet var mı yok mu diye çok dikkat ediyorlar. Elinde poşet varsa hemen müdahale ediyorlar. İçeri girdiğimde Tolgahan beni içeri davet etti. Odanın içerisi bir ofis şeklinde döşenmişti. Onunla tokalaştıktan sonra oturmamı istedi. Bana nasıl gidiyor, işinde bir ilerleme var mı yok mu, DEHAP’a gidip geliyor musun? dedi. Ben de DEHAP’a gittiğimi söyledim. Peki, orada en çok göze çarpan kimdir diye sordu. Ben de ona orada tanıdığım birkaç kişinin ayrıca sürekli DEHAP’a giden birkaç akrabamın ismini verdim.”

AYDIN DEĞİRMENCİ İLE TANIŞMAM İSTENDİ

İsihbarat şube müdürü Tolgahan, görüşmede Serhat Ege’ye, Aydın Değirmenci adlı kişinin ismini vermiş. Şube müdürü, Ege’den bu kişi ile ilişkilenmesini, bu kişi ile yakın çalışmasını istemiş. Serhat Ege, Aydın ile ilişkisini “Ben de DEHAP’a her gittiğimde artık Aydın’ı takip ediyordum, ne yapıyor ne ediyor, kimlerle ne alıp veriyor, kimlerden en çok bahsediyor, bunları izliyordum. Genelde çok açık konuşuyordu, gerillalardan çok açık bir şekilde bahsediyordu. Ben de bu süreçte Aydın Değirmenci ile artık tanışmıştım. 2003 yılıydı. Ben Aydın’a örgütle ilişkilenmek istediğimi söyledim. Aydın, bana ‘Eğer savaşçı varsa seni örgütle tanıştırırım’ dedi ve bana telefon numarasını verdi. Aydın 30-35 yaşlarında 1.75 boylarında, iri yarı, yaklaşık 90-100 kilo civarında, ayrıca bağırsak kanseri olan biriydi. Onunla birkaç defa görüştükten sonra Tolgahan görüşmelere daha çok sıcak yaklaşmaya başladı.”

BİZE ÖZGÜR HALK VE GENÇ BAKIŞ GETİR

Aydın’la görüşmeleri ilerleyen Serhat Ege, bu süre içerisinde Tolgahan adlı istihbarat müdürü ile ilişkilerini daha da samimileştirmiş. Aydın’la görüşmelerinin içeriğini sürekli Tolgahan’a aktaran Ege’den, ayrıca kendisine verilen paralarla Özgür Halk ve Genç Bakış dergilerini alıp emniyete getirmesi istenmiş. “Bir ara bana cep telefonu aldılar. Ericsson marka bir telefon ve bir sim kartı aldılar. Tolgahan’la görüşmelerimizi de Gazi Mahallesinde bulunan Kürtçe ismi Gupsê olan bir yerde yapıyorduk. Tolgahan ve şoförü geliyordu görüşmeye. Şoförünün Urfalı olduğunu söylüyordu. Adı Cafer’di. Cafer esmer, bıyıklı, saçları önden seyrelmiş, 1.65 boylarında biriydi. Şoförünü görüşmelere katmıyordu. Kendisi geldikten sonra şoförünü gönderiyordu. Görüşmelerimiz genelde akşam üzeri oluyordu. Bir gün yine geldi. Tokalaştık. Yanıma oturdu. Bazı şeyler sordu. ‘DEHAP’ta kimleri görüyorsun, Aydın’a yanaştın mı? Aydın ne diyor?’ türünden sorular sorarak bilgi alıyordu. Ben de ona işte Aydın’ın bana ‘Eğer katılımcı getirirsen seni örgütle ilişkilendiririm’ dediğini söyledim. Ondan sonra bana 10 milyon verdi ve ‘Bunun 5 milyonu senin olsun, diğer 5 milyonuyla da bize Özgür Halk ve Genç Bakış dergilerini getir, onları da takip etmemiz gerek’ dedi.”

SORUN DEĞİL DAĞA GİTSİNLER

Aydın ile ilişkilerini daha da geliştiren ajan Serhat Ege, bu süre içerisinde Aydın’ın kendisine söylediği gibi dağa göndermek üzere genç aramaya başlamış. Bu sırada dağa gitmek isteyen bir genç, Ege’den yardım istemiş. Bu bilgiyi anında Tolgahan isimli istihbarat müdürüne ileten Serhat Ege, müdürden “Sorun değil, gitsinler” yanıtını almış. “Bir gün dışardan daha önce tanıştığım biri bana ben örgüte katılmak istiyorum diyerek yaklaşmak istedi. Bende bunu Aydın’a söyledim ‘biri var katılmak istiyor’. Aydın bana onu götüreceğini söyledi. Onunla tanıştırmamı istedi. Ama ona gerçek ismimi söyleme beni Mamoste olarak tanıt dedi. Zaten Aydın, gerillalarla ilişkilendiğinde kendini mamoste olarak tanıtıyordu. Ben genci ve beraberindeki bir bayanı Aydın’la görüştürdüm. Aydın onları aldı, götürdü. Ben de hemen Tolgahan’ı aradım, görüşmek istediğimi söyledim. Katılmak isteyen iki gencin olduğunu söyledim, o da onların isimlerini not aldıktan sonra ‘Bana, tamam sorun değil bunlar gitsin’ dedi. O görüşmede bana 15 milyon para verdi.”

GERİLLA YÖNETİMİYLE SEN İLİŞKİLEN

Aradan geçen birkaç günden sonra Serhat Ege’nin, Aydın aracılığıyla gönderdikleri iki genç, tutuklanmış. Ardından tutuklanan Aydın da, verdiği ifadelerle DEHAP’ta birçok kişinin gözaltına alınmasına sebep olmuş. Aydın, tutuklandıktan sonra Serhat Ege’nin bu kez ilişkilendiği kişi Turan Yıldız olmuş. Serhat Ege, anlatıyor: “Tutuklamalar yapıldıktan sonra Aydın bana Van’ın Başkale ilçesine bağlı olan Esenyamaç köyünde oturan Turan Yıldız’ın da örgütle çalıştığını söyleyerek beni onunla ilişkilendirdi. Daha sonra Keskin adında bir kişi yanıma gelerek parti saflarına katılmak istediğini söyledi. Ben de bunun ismini Tolgahan’a söyledim. Tolgahan onun ismini de yanına not aldı ve bana bu sefer ‘sen götür’ dedi. ‘Bu sefer kendin oradaki örgüt yönetimi ile görüş’ dedi. Ben ertesi gün yola çıktım. Ondan sonra Turan’ı aradım, geldi. Turan 1.75 boylarında, kumral, saçlarını arkaya tarayan bıyıklı, yaklaşık 65 kilo civarında biriydi. Bizi görüşme yerinden kendisine ait bir pikap ile Esenyamaç köyüne götürdü. Bir süre orada kaldıktan sonra Turan ile beraber gerillaların bulunduğu bir yere gittik. Burada gerillalarla ilk kez ilişkilenmiştim. Orada Fuat adında biriyle tanıştım. Bu Fuat denilen kişi zaten sonradan kaçmış. Keskin adındaki genci de ona teslim ettik. Zaten Keskin adlı kişi de daha sonra örgütten kaçarak Hakkari’ye yerleşti.”

MÜDÜR: PKK’YE Mİ ÇALIŞACAĞIZ ARTIK

Gerillalarla ilişkilendikten sonra Serhat Ege, gerillaların yanına gidiş gelişlerde elde ettiği bilgileri her defasında Tolgahan ile randevulaşarak iletmiş. Bu görüşmelerde cüzi miktarlarda para da almış. Bir süre sonra İlyas Özdemir adlı kişinin gerillaya gitme isteği üzerine, Tolgahan’ın yanına gelen Ege, Tolgahan’a bu kişiyi gerillaya götüreceğini söylemiş. “Birkaç gün geçtikten sonra İlyas Özdemir adındaki kişi ile tanıştım. Bana saflara katılmak istediğini söyledi. Ben de İlyas ile görüştükten sonra Tolgahan ile aynı yerde görüştük. Görüşmemizde Tolgahan bana ‘Biz PKK’ye mi çalışacağız artık’ gibisinden bir şeyler söyledi. Bana ‘Bu gençleri katma, bu işleri yapma, başka işler yap’ gibisinden nasihatlerde bulundu. Ben bunu dikkate almadım. İlyas ile görüştükten sonra gideceğimiz günü kararlaştırdık, ondan sonra ben Turan’ı aradım ve her zamanki gibi Basudê köyünde buluştuk. Bizi arabasıyla köyüne götürdü, ondan sonra beraber arkadaşların bulunduğu alana geçtik. Zaten Keskin ve İlyas adındaki her iki kişi daha sonraları kaçtı. İlyas’ı teslim ettik, sonra bir gün orada kaldık. Ondan sonra Fuat bizi geri gönderdi.”

POLİS BENİ TANIMAZLIKTAN GELDİ

Ege’nin gençleri gerillaya götürerek bilgi getirmesi yerine başka işler yapmasını isteyen Tolgahan, Serhat Ege’nin gençleri dağa götürmesini uygun görmemiş. Tolgahan’ın rıza göstermemesine rağmen ikinci kez gençleri gerillaya gönderen ve böylece bilgi getiren Serhat Ege, ikinci girişiminde Aydın ile birlikte polis tarafından yakalanmış. Bu sırada Tolgahan’dan yardım isteyen, ona çalıştığını belirterek kurtulmaya çalışan Ege, beklemediği bir yanıt almış.“Biz karışmıyoruz, Ne yapıyorsanız yapın.” Ege, anlatıyor: “Yakalanmamızın ardından Tolgahan için çalıştığımı, onun bizim buraya geldiğimizden haberi olduğu belirterek onlara Tolgahan’ın telefon numarasını verdim. Biraz aradan geçtikten sonra bizi gözaltına alan polisler yanıma gelerek bana biz Tolgahan’ı aradık fakat Tolgahan ‘Bu gidişinden haberim yok ne yapıyorsanız yapın’ dedi.”

Gözaltında iken Ege’yi sorgulayan polis, Ege’ye yazılı ifadesini imzalamasını, zaten Aydın’ın da kendilerine çalıştığını, mahkemeye çıkıp kısa bir süre cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılacaklarını söylemiş. Mahkemede tutuklanıp önce Başkale Cezaevi’ne, Van’a ve ardından Bitlis Cezaevine götürülen Serhat ve Aydın isimli ajanlar, bir süre sonra serbest bırakılmışlar. Cezaevinden çıkarken Serhat Ege ve Aydın arasından şöyle bir konuşma geçmiş: “Ben Aydın’a gözaltındayken onlara çalıştığını söylüyorlar doğru mu? diye sorduğumda bana ‘Doğrudur ama bu aramızda kalsın’ dedi. Ayrıca serbest bırakılıp Hakkari’ye vardığımızda Aydın bana ‘Bu yaşananların hepsi aramızda kalsın’ diyordu. Sen askere gidersen de ‘Ben hem sana para gönderirim hem de burada ailene yardım ederim’ dedi.”

YAKALANIRSAN MUHAKKAK BIRAKTIRIRIZ

Askerden döndükten sonra bir süre boş ve işsiz kalan Serhat Ege, daha öncesinden gittiği Hakkari Emniyet Müdürlüğüne bir kez daha giderek Tolgahan’ı sorar. Tolgahan‘ın tayini çıktığını öğrenen Ege, bu kez diğer polislerle ilişkilenmiş. Serhat Ege, konuşuyor: “Askerlikten geldikten sonra bir süre çalışmadım. İşsiz olduğum için tekrar Hakkâri Emniyetinde bulunan istihbarat şubesine gittim. Daha önce orada çalışanların bir çoğu değişmişti. Beni içeri aldılar. Ben onlara müdür ile görüşmek istediğimi söyledim. İsminin Gökhan olduğu söyleyen beyaz tenli 1.70 boylarında, çocuk yüzlü, seyrek sakallı, asker tıraşlı biri geldi. Tolgahan’ın yerine gelmişti. Beni içeri aldı. Tolgahan’ın beni anlattığını söyledi. Gökhan bana istihbarat şube müdürlüğünün santral numarasını verdi. 0 438 211 60 09 numaralı telefondan kendisini arayabileceğimi belirtti. Yalnız ben çalıştırdığım adamlarla birebir görüşmüyorum diyerek, yardımcısı Serhat ile görüşeceksin dedi. Serhat 1.70 boylarında, esmer, kıvırcık saçlı, saçları arkaya taralı, bazen sakal bırakıyordu. 75 kilo kadar vardı. Serhat içeri geldi. Serhat’a işte bu Mustafa Kemal diyerek beni tanıştırdı. Serhat bana ‘Tolgahan senden çok bahsetti seni tanıyoruz sen bize yardımcı olursan biz de sana yardım ederiz’ dedi. Ayrıca ‘Bir daha yakalanma durumun olursa bu sefer muhakkak seni bıraktıracağız’ dediler. Serhat bana cep telefonunu verdi ve bana eskiden çalışmışsın bu çalışmayı biliyorsun dedi.”

ARTIK İSMİN ALİ GÜNVER OLACAK

Görevine yeniden başlayan Serhat Ege, Aydın adlı kişiden yeniden ilişki istemiş. Bu süre zarfında Serhat isimli istihbarat çalışanı ile de görüşen Ege’ye bu görüşmelerin birinde yeni bir isim verilmiş.

“Serhat’ın şoförünün adı Ömer idi ama Serhat onunla konuştuğunda ona Necati diyordu. Bu Necati de görüşmeye geliyordu ama benimle sürekli Serhat konuşuyordu. Serhat bana bir görüşmemizde bundan sonra senin adın Ali Günver’dir dedi.” Aydın’ın ‘Artık ben bu işlerle ilgilenmek istemiyorum sen Turan’la görüşürsün demesi üzerine Ege, Turan ile ilişki kurmuş. Turan ile birlikte gerillaların yanına gidip gelen Ege, burada yeni gelen gerillalarla tanışmış, edindiği bilgileri de Serhat adlı istihbarat elamanına iletmiş. “Turan’ı aradım ve onunla görüşmek istediğimi söyledim, bana gel görüşelim dedi. Turan ile birlikte Başkale’ye gittim oradan da Esenyamaç köyüne gittim. Daha sonra Turan Yıldız ile beraber arkadaşların bulunduğu alana geçtik. O bölgeye bazı arkadaşlar yeni gelmişti onlarla da tanıştım. Bize niçin geldiğimizi sordular. Biz de onlara kendilerine çalıştığımızı anlattık. Onlar da bizi üst düzeydeki arkadaşların yanına gönderdiler. Onlar da bize telefon numaralarını verdiler, orada birkaç gün kaldıktan sonra tekrar gittiğimiz yol güzergâhından geri geldik. Hakkari’ye ulaştıktan sonra tekrar Serhat’ı aradım. Bana nasıl geçti, kimleri gördün, ne vardı ne yoktu gibisinden sorular sordu. Ben de ona gidiş şeklini anlattım. Sorumlu arkadaşın bana verdiği telefon numarasını ona verdim.”

EĞİTİM GÖRÜP GERİ DÖNECEĞİM

Gerilla güçlerinin yanına sık sık gidip gelmeye başlayan Serhat Ege, bir görüşmede gerillaya katılma talebinde bulunmuş. Güney Kürdistan’a gönderilen Ege, burada elde ettiği bilgileri ve ilişkileri geri döner dönmez Serhat adlı istihbarat sorumlusuna iletmiş. Bu görüşmesinde Atilla isimli bir istihbaratçı ile de tanışmış: “Güneye gittiğimde ben sorumlu arkadaşlara katılmak için gelmedim, sadece eğitim görüp geri gideceğim dedim. Arkadaşlar da bana eğer gitmek istiyorsan şimdi git eğitim uzun sürecek dediler ve beni geri gönderdiler. Hakkari’ye gittim. Bütün bunlar 2006 yılında oluyordu. Bu sefer dağ sahasının iki alanıyla ilişkilerim oldu. Hakkari’ye geri geldiğimde yine Serhat ile görüştüm. Ona detaylı bilgiler verdim. Ama bu sefer görüşmeye bir polis daha gelmişti Adı Atilla olan 35 yaşlarında, bekar, saçları önden hafif seyrelmiş, bazen sakallı, 80 kilo civarında, esmer tenli, ela gözlü biriydi. Bana tekrar eski alanla ilişkilen dediler.”

Bir süre sonra Serhat isimli istihbarat sorumlusunun Ege’den yeni bir isteği olmuş. Serhat, artık savaşçı götürmek yerine patlayıcı işine girmesini önermiş: “Serhat bana bundan sonra biz o alana savaşçı götürmeyeceğiz dedi. Ondan sonra bana legal kurumlarla ilişkini kes ve eski milislerle bağlantılarını kes. Onlar yakalanırsa senin için iyi olmaz dediler. Bana bundan sonra senin görevin örgütün o alanında bulunan yönetim düzeyindeki arkadaşları ile bağlantı kurmak ve onlara ben sizin için patlayıcı işini yapabilirim diyeceksin.”

BAYHAN 4 BİN DOLARLA KAYBOLDU

Daha öncesinden gerillalara patlayıcı konusunda yardımcı olduğu iddia edilen Bayhan Saklı adlı kişinin gerillalardan aldığı on bin doları çalıp izini yok etmesi üzerine gerillalar Serhat Ege’ye kızmışlar. Bunun sebebi Bayhan Salkı adlı kişiyi bu iş için ayarlayan Serhat Ege’nin kendisi olmasıymış: “O dönem dışardan tanıdığım 25 yaş civarında, sarışın, top sakal bırakan, zayıf 1.65 boylarında, 55-60 kilo civarında olan Bayhan Saklı’yı yanımda götürdüm. Bayhan arkadaşlara ben patlayıcı işi yapabilirim dedi. Arkadaşlar da onu kabul ettiler. Onunla birkaç kez öyle gidip geldik. Arkadaşların yanına bu gidişimizi de Serhatgile söylüyordum. Serhat bana ‘Bu Bayhan daha önce eroin işi yapmış bu patlayıcı işini bırak o yapsın, sen karışma’ dediler. Bana ‘Sen de onunla git gel. Ondan haberin olsun, ama sen fazla karışma’ dediler. Bayhan ile beraber birkaç defa öyle arkadaşların yanına gidip geldik. Bayhan’ın eylül ayında gidişinde arkadaşlar Bayhan’a ‘Bizim bir patlayıcı işimiz var. Sana 4 bin dolar vereceğiz, sen bu işi yapacaksın’ demişler. ‘Parayı masraf olarak harcarsın ama bu patlayıcıların da mutlaka yerine ulaşması gerek’ demişler. Bayhan parayı aldıktan sonra izini kaybettirmişti. Antalya’ya kaçmıştı. Arkadaşlar kızdılar. Polisler de Bayhan’ın bunu yaptığını biliyordu ve ses çıkarmıyorlardı. Ben de bunu polislere anlattım. Polisler de bana ‘Tamam sen gerillaların yanına git bu işi ben yapacağım de, kendi ilişkilerimle yapacağını söyle sadece sana ilişki versinler yeter’ dediler.”

ADAMI ALIRSANIZ DEŞİFRE OLURUM

İstihbarat elemanlarının isteği üzerine gerillalarla patlayıcı işi için ilişkilenen Ege’nin ilk işi bir miktar patlayıcıyı Muğla’ya götürmek olmuş. Bunun için masraflarında kullanmak üzere bir milyar para alan Ege, bu durumu her zamanki gibi içerisinde bulunduğu şebekeye iletmiş. Ege önce Van’a uğrayıp patlayıcıları alacakmış, ardından da patlayıcıları Muğla’da oturan birine teslim edecekmiş.

Serhat Ege, anlatıyor: “Polisler bana tamam sen Van’a git birkaç gün sonra biz de Van’a geleceğiz dediler. Van’a gittim. Daha sonra polisler de geldi. Serhat da yanımdaydı. Onlarla beraber ilişki kuracağım kişiyi telefonla aradım. İlişki kuracağım kişi telefona çıktığında ona daha önce anlaştığımız şifreyle şöyle dedim: Sen arkadaşların teyzesinin oğlu musun? Evet dedi. Ona seninle görüşüp o emaneti almam gerek dedim. Polisler bizi adım adım takip ediyordu. Ben emaneti aldım o kişiden. Ben emaneti aldıktan sonra polisler beni arkadan takip ediyordu. Tenha bir yerde önümü kestiler. Bana paketi aç içinde ne var dediler. Arabaya almadan bakmak istediler. Açtılar baktılar. Bana C4 olduğunu söylediler. Bana sen çarşıya git biz seni sonra ararız dediler. Aradan bir süre geçtikten sonra beni aradılar, görüşelim dediler. Görüştüm onlarla. Onların arasında sürekli yabancı biri konuşuyordu bu sefer. Onu daha önce görmemiştim Bana sen İzmir’e git, İzmir’den Muğla’ya gel dediler. Bana o zaman 300 milyon verdiler. Van otogarından hareket ettim. Ben otobüsle gidiyordum, onlar ise taksi ile beni takip ediyordu. İzmir’e vardığımda onları aradım, bu kez bana Muğla’ya gel dediler. Muğla’ya vardığımda beni karşılayan Serhat ile Ömer adlı istihbarat elemanları oldu. Bana bize güvenebilirsin, biz adamı almayacağız, senin de başını belaya koymayacağız dediler. Çünkü ben adamı almaları halinde deşifre olacağımı söylüyor ve karşı çıkıyordum.”

“Ben de emaneti teslim edeceğim adamı aradım. Arkadaş geldi. Beraber onun evine gittik. Yaklaşık 15-20 dakika oturduktan sonra, ona askerde olan abimi görmek istediğimi, bu yüzden İzmir’e gideceğimi söyledim ve evden çıktım. Kendisi de benimle çarşıya kadar geldi. Ondan ayrıldıktan kısa bir süre sonra hemen polisler beni, Doğan marka bir arabaya aldılar. Polisler bana biz bu kişiyi almayacağız, sadece bizim denetimimizde bulunsun o kadar. Patlarsa da patlasın diyorlardı. Ben de onlara inandım. Ben daha İzmir’deyken Serhat’ı aradım. O adamın durumu ne oldu diye sordum. Bana ‘O adam asker kontrolünden geçerken köpekler poşetin kokusunu almışlar ve adam deşifre olmuş yakalanmış’ dediler. Yani bizim bir suçumuz yok demek istediler. Ben de bana patlayıcıyı veren gerilla arkadaşı aradım. Bana, emaneti verdiğin adamın yakalandığını söyledi. Ben de ona haberim yok dedim.”

15 BİN DOLAR TOPLADIK VE BÖLÜŞTÜK

Gerillaların kendisine verdiği patlayıcıyı ve teslim ettiği kişiyi yakalattıran Serhat Ege, gerillalarla ilişkisini koparmış. Muhsin Ege isimli amcasının teklifi üzerine Fazıl Harmancı adlı birini yanına alarak sahte makbuzla HPG adına para toplama işine girmiş. Serhat Ege, konuşuyor: “2006 kasım Muhsin Ege amcan bana gelerek ‘Eğer makbuz olursa biz parti adına para toplayabiliriz’ dedi. Tabi örgüt adına kendisine parayı alacaktı. Ona bu aklı verende aynı çalışmada olan arkadaşı Fazıl Harmancı’ydı. Bunlar birlikte devlet hastanesinde çalışıyorlardı. Fazıl kendi akrabalarının isimlerini amcama söylemişti, ‘onlardan para alınabilir’ diye. Bir arkadaşımızın bir bilgisayarı vardı. Onun yanına gittim. Ona işte ‘Parti bizden makbuz istiyor, gereklidir’ dedim. Onunla birlikte makbuzları hazırladık. Böylece Kasım ayında 5 bin dolar para aldık. Polisin bundan haberi olmadı. Alınan bu parayı üç kişi kendi aramızda paylaştık. Örgüt adına çıkardığımız sahte makbuzlarla 2007 yılı da dahil olmak üzere toplam 15 bin dolar para topladık. Bu parayı da biz üç kişi aramızda bölüştürdük. Bunu bir kez daha yapmak istedik ama polis bana bu konuda ‘Bir ihbar var, örgüt adına para topluyormuşsun’ dedi. Ben de korktum bir daha bunu yapamadım.”

KÜRT HALKINDAN ÖZÜR DİLİYORUM

2007 yılının ağustos aylarında HPG güçleri, Serhat Ege’yi gerilla bölgesine çağırmış. Ege, patlayıcı işine devam etmek için çağrıldığını sanmış. Serhat Ege ile ilgili çeşitli bilgilere ulaşan HPG, Ege’yi tutuklayarak sorguya almış. Ege, sorgusunda yaşadıklarını itiraf etmiş. Ege, ajanlık faaliyetinden dolayı pişman olduğunu belirterek, Kürt kamuoyuna şöyle sesleniyor: “Ben gerillaya geldiğimde arkadaşlar bana tutuklu olduğumu ve bu durumu izah etmem için rapor yazmamı söylediler. Ben de rapor yazdım ve her şeyi itiraf ettim. İçine düşürüldüğüm bu durumdan dolayı büyük bir pişmanlık duyuyorum. Vicdanen de kendimi rahatsız hissediyorum. Kürt halkından özür diliyorum.”

YARIN: Ya zehirleyeceksin ya da suikast yapacaksın


ZAGROS
Moderator
Moderator
Mesajlar:9466
Kayıt:28 Şub 2007 22:02
Ruh Hali:Huzurlu
Cinsiyet:Erkek
Burç:Koç
Takım:Fenerbahçe

Re: Çay parasına ajanlık

Mesaj gönderen ZAGROS » 16 Eki 2007 18:58

aklıı başında bir adam böyle bir haberi okusa gerçeğin ne olduğunu anlar ama nerdee...
Cevapla

“Gündem & Haberler” sayfasına dön