
Emiliano Zapata (8 Ağustos 1879 Anenecuilco, Morales, Meksika – 10 Nisan 1919 Ciudad de Mexico), 1910'da başlayan Meksika Devrimi´nin lideridir.
Asıl amacı yoksul köylüler için toprak elde etmekti. Reformcu lider Francisco Madero toprak dağıtana kadar Zapata silahlarını bırakmadı. 1911'de, Madero´nun yavaş ilerleyen reformlarını beğenmeyen Zapata, “Plan de Ayala” denen acil bir toprak reformu belgesi yayınladı. 1913 yılında Madero'yu deviren Victoriano Huerta'nın otoritesini tanımayan Zapata, 1914'te Pancho Villa ile beraber Mexico'yu işgal etti. 10 Nisan 1919'da Albay Jesus Guajardo tarafından öldürüldü.
Emiliano Zapata (sağ) ve kardeşi Eufemio Zapata
1907’de NewYork borsasında patlak veren bunalım, kısa sürede Meksika’yı da etkisine aldı. Çünkü büyük oranda ABD sermayesine bağımlı olan Meksika ekonomisi, emperyalist müdahaleler sonucunda kendi ayakları üzerinde duramayacak duruma getirilmişti. Bunalım sonucunda Meksika’nın temel ihraç ürünü olan bakır fiyatları düşerken kötü bir hasadın gerçekleşmesi, krizi iyice derinleştirmişti.
Meksika burjuvazisinin krize çare olabileceği umuduyla Diaz diktatörlüğüne alternatif olarak öne çıkarmaya çalıştıkları Madero, serbest seçim ve tek dönemli başkanlık sistemi gibi politikaları savununca Diaz tarafından tutuklandı. Tutuklu olduğu süreçte düzenlediği seçimlerle kendini yeniden seçtiren Diaz, Madero’yu şartlı salıverdi. ABD’ye kaçmadan önce Diaz’ın başkanlığının geçersizliğini, haksızca el konulan toprakların sahiplerine iadesi talebini ilan eden bir planı da geride bırakan Madero halkı 20 Kasım’da ayaklanmaya çağırdı. (1910)
20 Kasım’da olmasa da bir ayaklanma çıktı. Ama bu ayaklanmanın sadece tarihinin değil içeriğinin de Madero’nun niyetleriyle hiçbir ilgisi yoktu. Belki Madero’nun siyasal etkisinin olduğu ordu ve bürokrasinin belli kesimlerinin çağrıya uyup ayaklanmasının sembolik bir etkisi vardı. Ancak bu ayaklanmanın bile fiili savaşçıları burjuva liberalliğinden giderek anarşizme kayan, ve sınıfsal tabanı da buna uygun olarak şehirdeki işçi ve yoksullardan oluşmaya başlayan Meksika Liberal Partisi (PLM) militanlarıydı.
Ülkenin kuzeyinde ise toprak mülkiyetindeki tekelleşme neredeyse tüm köylülüğü tarım proletaryası haline getirmişti. Yoksulluğun pençesinde kıvranan, eşkiyalığın toplumsal kabul görmeye başladığı ve ayaklanma çağrıcısı Madero’nun da epey toprağının bulunduğu bu bölgede ayaklanan halk, süreç içinde kendi önderlerini de yaratıyordu; Francesco Panço Villa, kuzeydeki ayaklanmacıların doğal önderlerinden en ünlüsü ve öne çıkanıydı.
Güneyde ise daha farklı bir sınıfsal tablonun ürettiği ayaklanma vardı. 16. yüzyıldan beri şeker kamışı üretilen bu bölgede ilkel komünal topluluktan kalma köy topluluğu yapısı ve köyün ortak komünal mülkiyeti olan topraklar hala varlığını koruyordu. 1857 anayasasıyla bu komünal mülkiyet yapısına son verilse de bölgede bu yasaların uygulanması için teknikteki gelişmelerle şeker kamışının bir endüstri bitkisi haline gelmesi, ve böylece şeker tüccarlarının bölgedeki etkinliğinin hızla artmasının beklenmesi gerekecekti. Böylece egemenlerin köy komünlerini parçalama, mülk edinme ve köylüleri ücretli köleler haline getirme süreci de başlamış oluyordu. Gelenekler ve dinsel törelerle içiçe geçen sosyal yapıları dağıtılmaya başlanan köylüler buna karşı büyük bir kini büyütüyorlardı. Zapata 1909 Eylül’ünde köy savunma komitesinin başkanlığına seçilmiş, güvenilir bir kişiydi. Madero’nun düşüncelerinin propagandasını yapanlarla görüşmesi, “haksızca el konulan toprakların iadesi”ni bölge köylüsünün taleplerine uygun bulan Zapata’nın, Madero’nun çağrısını yaptığı ayaklanmaya katılmasını sağlamıştır. Silahlanan köylüler ve bölgedeki eşkiyaların da katılımıyla ayaklanmacılar ülkenin güneyindeki Morelos eyaletini kontrol altına aldılar.
Şubat 1911’de Madero’nun kuzeydeki birliklerin kontrolünü ele geçirmesiyle ayaklanma kısa sürede başarıya ulaşmış gibi görünüyordu. 21 Mayıs’ta hükümet yetkilileri ile bir anlaşma imzalanmıştı ama ayaklanmayı gerçekleştirenlerle onlara önderlik etmeye çalışanların arasındaki sınıfsal uçurum, bu anlaşmayı anlamsız bir kağıt parçası haline getirmekte gecikmedi. 1 Ekim’de gerçekleşen seçimler ortamı biraz sakinleştirse de hiçbir şey çözümlenmemişti daha. Ordusunu tamamen silahsızlandırmayan Zapata’nın ilan ettiği Ayala Planı ise ayaklanmaya yeni bir boyut ekliyordu. Belli bir mülkiyet dağıtımından çok toprakların nasıl kullanılacağına köylülerin kendi demokratik seçimleriyle karar verebileceğini içeren bu program, kısa sürede ayaklanmaya damgasını vuracaktı. Çünkü kendisi de bir büyük toprak sahibi olan Madero’nun böyle bir programla uzlaşabilmesi olanaksızdı.
1912’de Zapata’nın kontrolündeki bölgelerde Ayala Planı uygulanmaya başlanmıştı bile. Bu yıl içinde ordunun kuzeydeki ayaklanmayı bastırması da istikrarı sağlayamadı. Kuzeydeki direniş hala devam ediyordu. Gerçekleşen askeri darbe ile orduya hiçbir zaman güvenmeyen bir burjuva liberali olan Madero da öldürüldü. Kuzeydeki ayaklanmacılar Panço Villa önderliğinde Kuzey Tümeni olarak yeniden ayaklandılar. Meşruiyetçi burjuvazinin Carranza önderliğinde “Anayasalcı” bloğu yeni bir odaktı. Anarşist PLM’nin de Zapata’nın güçlerine katılmasıyla ülkede üç tane ayaklanmacı güç oluşmuştu. Bu üç gücün oluşturduğu yine istikrarsız ittifak 15 Ağustos 1914’te başkent Mexico City’e girdi. Bu süreçte kuzey ve güneydeki köylü ayaklanmacıları arasında bir ittifak da doğmuştu.
Carranza ile yapılan görüşmelerde Ayala Planını yine kabul ettiremeyen Zapata, etkisi altındaki bölgelerde planını uygulamaya devam etti. Carranza’nın emrindeki General Obrégon’un organize ettiği ikna görüşmeleri Panço Villa’nın da Ayala Planını kabul etmesinden öte bir sonuç vermedi. 24 Kasım’da Zapata’nın birlikleri yeniden başkente girdi. Kıyıda küçük bir bölgeye sıkışmış olan “Anayasalcılar”ın üzerine yürümeme hatası, ufku hiçbir zaman köylü devrimciliğinin ötesine geçememiş Zapata’nın yanılgılarından biriydi. Bölgeci yaklaşıyordu ve merkezi ordu düşüncesine karşıydı. Bu boşluğu değerlendirmeye çalışan “Anayasalcılar”, toprak reformunu ve sekiz saatlik işgünü gibi çeşitli sendikal hakları programlarına alarak “eğer bir hak verilecekse onu da biz veririz” anlayışının Meksika topraklarındaki versiyonu oldular. Burjuvalar ne kadar ileri olursa olsun bir hakkın savaşarak alınmasının yerine onu kendilerinin bahşetmesini çok daha uygun bulmuşlardır her zaman. Ocak 1915’te Anayasalcıların “Harekat Ordusu” yeniden başkente girdi. Panço Villa’nın Kuzey Tümeni yenildi ve 1916’da tamamen ortadan kaldırıldı.
Başkenti terketmesine rağmen Morelos eyaletinde hakimiyetini sürdüren Zapata, 7 Nisan 1919’da bir tuzağa düşürülüp öldürüldü. Bunu bu hareketin sonu olarak algılayan Carranza, çok geçmeden yanıldığını anlayacaktı.
Zapata’nın öldürülmesinin ardından 28 yaşındaki genç bir anarşist Gildardo Magana, altı ay içinde liderlik boşluğunu doldurdu. Morelos eyaleti artık Zapata’nın değil, Zapatista’nın denetimindeydi. Bu arada Carranza’yı iktidara taşıyan General Obrégon, anayasa tartışmaları sırasında radikal düşüncelerinden dolayı hükümetten uzak düşmüştü. 1 Haziran 1919’da başkan adaylığını ilan eden generalin hükümete yönelttiği eleştirilerin arasında Zapata’nın öldürülmesi de vardı. Hükümetten uzak düşmesiyle Zapata’nın Magana aracılığıyla temasa geçtiği bu general, Magana önderliğindeki Zapatistaların da desteğini aldı. 1920 baharında devlet general Obrégon için tutuklama kararı çıkardı. Obrégon, destekçisi olan demiryolu işçilerinin yardımıyla işçi kıyafetiyle Zapatistaların denetimindeki Morelos eyaletine kaçtı. Zapatista hareketini etkisi altına alan General Obrégon, on yıllık iç savaş boyunca ilk defa tüm Meksika halkının birleşip uyacağı bir ayaklanma çağrısıyla Carranza diktatörlüğünü devirme hareketini başlattı. İktidara gelen Obrégon işçiler için yaptığı vaatlerin birçoğunu yerine getirirken 1917 Anayasasının öngördüğü toprak reformu, güneydeki eyaletlerle sınırlı kaldı. Zapata’nın düşü, tıpkı onun hareket tarzı gibi bölgesel çapta da olsa gerçekleşmiş ve köylülere yaklaşık 1 milyon hektar toprak dağıtılmıştı...
Immanuel Wallerstein
1994’ten beri Chiapas’taki Zapatista isyanı dünyadaki en önemli toplumsal hareket oldu – dünya çapındaki sistem-karşıtı hareketlerin barometresi ve ateşleyici gücüydü. Nasıl olabiliyor da Meksika’nın en fakir bölgelerinden birinde Maya Kızılderililerin küçük bir hareketi böyle büyük bir rol oynayabiliyor? Bunu cevaplamak için, dünya-sistemde 1945-öncesi sistem-karşıtı hareketlerin hikâyesini ele almamız lazım.
1945’ten 1960’ların ortalarına kadar, sistem-karşıtı hareketler (ya da Eski Sol) – Komünist partiler, Sosyal-Demokrat partiler, ulusal kurtuluş hareketleri – dünya çapında yükselişteydi ve çok geniş bir devletler grubunda iktidara geldiler. Gün onların günüydü. Fakat evrensel zaferin zirvesindeymiş gibi görünürlerken, iki engelle karşılaşmışlardı: ’68 dünya devrimi ve dünya sağının yeniden canlanışı.
1968 dünya devrimcileri her yerde elbette ABD emperyalizmine karşı protestolar yapıyorlardı fakat Eski Sol hareketlere karşı da protesto yapıyorlardı. Evet, 1968 hareketlerine katılan öğrenciler ve işçiler için Eski Sol hareketler iktidara gelmişlerdi, fakat dünyayı daha eşitlikçi; daha demokratik bir yönde dönüştürme sözlerini yerine getirmemişlerdi. Eksik görülüyorlardı. 1968’ciler yeni hareketler yaratmaya devam ettiler (Yeşiller, feminist hareketler, kimlik hareketleri), fakat bunların hiçbiri 1945-sonrası dönemde geleneksel hareketlerin elde ettiği kitle desteğini seferber edemedi.
Ayrıca, dünya-ekonomide durgunluğa doğru ilerleyen konjonktürün sonucu olarak dünya sağı bir soluk aldı ve yeniden varlığını hissettirdi. En önemlileri, tabii ki Bayan Thatcher ve Ronald Reagan’ın neo-liberal hükümetleriydi. Fakat belki de daha da önemlisi IMF’nin ve ABD Hazinesi’nin politikalar dayatma kabiliyetiydi: Eski Sol’un hâlâ iktidarda olduğu hükümetlerin birçoğunun ithal ikâmeci kalkınmacılıktan ihracat-yönelimli büyümeye doğru politika değiştirmesini sağlayarak, bu ülkelerin ekonomi politikalarında büyük bir gerilemeyi dayatabildiler.
Eski Sol hükümetlerin sonuncusu ve en güçlüleri (SSCB’nin Komünist rejimleri ve onun Doğu-Orta Avrupa’daki uyduları) 1989-1991’de yıkıldığında, sistem-karşıtı hareketlerin (hem Eski hem de Yeni Sol’un) büyüyen dağınıklığı, dünyayı dönüştürme kapasitesi konusunda duydukları hayal kırıklığı ve kasvetin zirveye ulaşmasına yol açtı.
Fakat tam da neo-liberal ideoloji dalgası 1990’ların ortalarında zirveye çıkar gibi görünürken, dalga aşağı doğru inmeye başladı. Dönüm noktası, 1 Ocak 1994 Zapatista isyanıydı. Zapatistalar dünya nüfusunun en çok baskı gören kesimi olan yerli halkların bayrağını yükseltmişti ve onlar için otonomi ve refah talebinde bulunuyorlardı. Dahası, bunu Meksika devletinde iktidarı ele geçirerek değil, kendi cemaatlerinde iktidarı ele geçirmeyi hedefleyerek yaptılar. Bunun için de Meksika devletinden resmi tanınma talep ettiler.
Ve isyanlarının askeri yanı hızla bir ateşkesle noktalandığında, politik olarak Meksika’da ve sonradan tüm dünyada “sivil toplum”a ellerini uzattılar. Chiapas ormanlarında “galaksiler arası” konferanslar topladılar ve dünyanın dört bir yanından etkileyici sayıda militan ve entelektüelin katılımını sağladılar. 2000 yılında – altmış küsür yıl iktidarda kalmış köhnemiş “devrimci” hareketi alt ederek – Meksika’da yeni bir başkan iktidara geldiğinde, Zapatistalar 1996 yılı ateşkes anlaşmasının (San Andrés Anlaşmaları olarak bilinir) maddelerinin en azından Meksika hükümeti tarafından yerine getirilmesi için Mexico City’ye yürüdüler. Zapatistaların “sivil toplum”dan aldıkları çok büyük desteğe rağmen, Meksika meclisi bunu yapmadığında, Chiapas’taki köylerine döndüler ve – yasal olarak olmazsa da de facto (fiili) olarak – demokratik hükümetler, kendi okul sistemleri, sağlık sistemlerini kurarak kendi otonomilerini tek taraflı olarak uygulamaya başladılar. Fakat Meksika ordusu bu de facto (fiili) yapıyı her zaman potansiyel olarak tasfiye etmekle tehdit ederek, saldırıya hazır şekilde bekledi.
Zapatistalar’ın önemi Chiapas’ın ve hatta Meksika’nın dar sınırlarının ötesine geçti. Her yerde başkalarına böyle bir şeyin mümkün olabileceğini göstermek açısından örnek oldular. Eğer, geçtiğimiz beş yılda, pek çok Güney Amerika ülkesi sol ya da popülist hükümetleri iktidara getirdilerse, Zapatista örneği bu sürecin ateşleyici gücünün bir parçasıydı. Seattle’daki protestocular 1999 DTÖ toplantısını engellemeyi ve benzer gösterileri Cenova ve Quebec’te, başka yerlerde ve bu yıl da Gleneagles’de olduğu gibi de sürdürmeyi başardılarsa; bu, büyük ölçüde Zapatistalar’dan aldıkları ilhamdan dolayıydı. Ve Dünya Sosyal Forumu 2001’de başlayan sistem-karşıtı hareketlerin yenilenmesini aşan bir platform haline geldiğinde, Zapatistalar kahraman bir modeldi.
Fakat şimdilerde, Haziran 2005’de aniden Zapatistalar, tüm cemaatlerine köylerini terk edip tabana yapılacak çok büyük bir “danışma” için ormana gelmeleri çağrısında bulundular ve kırmızı alarm ilan ettiler. Sebep? Meksika devleti on yıl önce ateşkes anlaşmalarında verdiği sözleri görmezden geldiği için artık belirsiz bir tarihe kadar bekleyemeyeceklerini söylediler. Yeni bir şey denemek için “elde ettikleri küçük şeyleri riske etmeye” (yani, hiçbir yasal dayanağı olmayan de facto sınırlı otonomiyi riske etmeye) hazır olduklarını duyurdular. Zapatistalar mücadelelerinin ilk aşamasını bitirdiklerini duyurdular; ve askeri değil de, politik olacak ikinci aşamaya geçmenin zamanının geldiğini eklediler.
30 Haziran 2005’de yayınlanan Lacondona Ormanı Altıncı Bildirisinin üçüncü ve son bölümünde, Zapatistalar bize savundukları politik çizgi hakkında açık bir gösterge veriyorlar. Meksika’da ya da başka yerde herhangi bir politik partiden bahsetmiyorlar. Kendi hakları için mücadele eden, solda olan her yerdeki insanlara Zapatistalar’ın onlarla birlikte olduklarını söylüyorlar. Meksika’da çok büyük bir politik ittifak yaratmaktan bahsediyorlar – bizler Kızılderili’yiz fakat aynı zamanda Meksikalıyız. Tümüyle kapsayıcı bir dil kullanıyorlar. Bu dil, tüm toplumsal tabakaları ve tüm halkları ve her şeyden önce baskı gören tüm grupları kapsıyor. Fakat bu dil, her ne kadar zorunlu olarak bir partiye bağlı değilse de, kesin bir şekilde solda duruyor.
Bana göre bu inisiyatifin en önemli yanı zamanlaması. Dalga neo-liberalizm ve emperyalizmin aleyhine dönmeye başlayalı 11 yıl oluyor. Fakat Zapatistalara göre yeterince şey yapılmadı. Bunu düşünenin sadece onlar olmadığını hissediyorum. Latin Amerika’nın her yerinde ve özellikle sol ve popülist grupların iktidara geldiği bu ülkelerde bunun yeterli olmadığına; bu hükümetlerin çok fazla taviz vermek zorunda kaldıklarına ve popüler coşkunun azaldığına dair benzer bir hissiyatın var olduğunu düşünüyorum. Dünya Sosyal Forumu’nda da, 2001’de başladıklarından beri yaptıkları şeylerin dikkate değer olduğu fakat yeterli olmadığına; DSF’nin aynı şeyleri basit bir şekilde tekrarlayarak yoluna devam edemeyeceğine yönelik benzer bir hissiyatın var olduğunu düşünüyorum. Irak’ta ve Ortadoğu’da genelde şöyle bir hissiyat varmış gibi görünüyor: ABD’nin maço müdahaleciliğine karşı direniş şaşırtıcı bir şekilde güçlüydü; fakat bu haliyle bile yeterli olmadı.
1994’de Zapatista isyanı dünya sistem-karşıtı hissiyatı alt etmeye başlayan çaresizliğin barometresi oldu. Başka inisiyatiflerin ateşleyicisi olarak da hizmet etti. Bugün, Zapatistalar bize ilk aşamanın bittiğini ve bu aşamada daha fazla oyalanamayacaklarını söylediklerinde, yeniden her yerde değişen hissiyatın barometresi olacaklar gibi görünüyor. Zapatistalar, politik, kapsayıcı fakat şimdiye kadar çok detaylı hedefler belirlemeden ikinci aşamaya geçmek istiyorlar. Şimdilerde, tüm küredeki sistem-karşıtı hareketler, Dünya Sosyal Forumu ve Latin Amerika’da benzer bir yeniden değerlendirme için ilham kaynağı olacaklar mı? Ve bir sonraki aşamanın ayrıntılı hedefleri ne olacak?

Subcommandante MARCOS
(Chipas) - Ulusal ve uluslararası sivil topluma,
Bayan, bayım, genç kişi, erkek, kız,
Bu bir veda mektubu değildir.
Zaman zaman öyle, yani veda mektubuymuş gibi görünebilir, ama öyle değil.
Bir açıklama mektubu. En azından buna girişeceğiz. Bu, önce bir bildiri olacaktı, ama bu biçimi tercih ettik, çünkü iyi ya da kötü, sizlerle konuştuğumuzda hemen her zaman kişisel bir tonu yeğledik.
Bizler Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu'nun (EZLN) erkekleri, kadınları, çocukları ve yaşlılarıyız.
Belki bizleri anımsıyorsunuz; 1 Ocak 1994'te silahlı bir ayaklanma başlattık ve o günden bu yana, unutulmaya karşı bir savaş yürütüyoruz ve çeşitli hükümetlerin bize karşı sürdürdükleri başarısız imha savaşına karşı direniyoruz.
Meksika denilen bu ülkenin en uç köşesinde yaşıyoruz. "Yerli halklar" denilen köşede. Evet, aynen öyle, çoğul.
Çünkü burada saymayacağımız nedenlerden dolayı bu köşede çoğul her şey için kullanılmakta: acı çekiyoruz, ölüyoruz, savaşıyoruz, direniyoruz.
Şimdi, iyi bildiğiniz üzere, 94 başlangıcının şafağından bu yana,-önce ateşle, ardından da sözcükle sürdürdüğümüz- mücadelemizi, çabalarımızı, yaşamımızı ve ölümümüzü münhasıran Meksika'nın yerli halklarına, haklarının ve kültürlerinin tanınmasına adadık.
Bu, doğaldı -biz Zapatistalar ağırlıklı olarak yerlileriz. Daha doğrusu Maya yerlileri. Ama buna ek olarak, bu ülkede yerliler -Ulus'un büyük dönüşümlerinin temelini oluşturmalarına karşın- hâlen en çok saldırıya uğrayan ve en fazla sömürülen toplumsal gruptur.
Kimseye merhamet göstermedikleri askerî savaşları ve "siyaset" kisvesi altında yürütülen savaşları -yağma, fetih, itlaf, marjinalleştirme, cehalet savaşları- yerlilere karşı olanlardır. Bize karşı yürütülen savaş o denli yoğun ve acımasızdı ki, yerlinin ancak yerli olmaktan vazgeçtiğinde ya da öldüğü zaman marjinalleşme ve yoksulluk koşullarından kaçınabileceğini düşünmek, rutin hale gelmişti.
Ölmemek ve yerli olmaktan vazgeçmemek için savaştık. Sırtlarımızda yükselen bu ülkeye -diri ve yerli olarak- ait olmak için savaştık. Belirleyici anlarında üzerinde yürüdüğü, hemen her zaman yalın, ayakları olduğumuz Ulus. Toprağı meyveye durduran, her şeyi olanların onca böbürlendiği büyük binaları, yapıları, kiliseleri ve sarayları inşa eden kolları ve elleri olduğumuz Ulus. Söz, bakış ve tarzla, yani kültürle kökü olduğumuz Ulus.
Yaralı olduğumuz için mi hakaretler yağdırıyoruz? Belki de yılın altıncı ayı Haziran'da olduğumuz için. Sadece ayaklanmamızın, tepedeki otoriterlik nedeniyle sağır ve dilsiz olan bir Ulus'a "İşte buradayız!" diye haykırmaktan ibaret olmadığına işaret etmek istiyoruz.
O, aynı zamanda, "Biz buyuz ve bu olmaya devam edeceğiz" ama artık "saygınlıkla, demokrasiyle, adaletle, özgürlükle" demekti. Bunu iyi biliyorsunuz, çünkü başka şeylerin yanı sıra, o günden beri bizlere eşlik ediyorsunuz.
Ne yazık ki, bu yola adanmış yedi yıldan sonra, 2001 Nisanında, tüm partilerden (öncelikle de PRI, PAN ve PRD) siyasetçiler ve kendi deyişleriyle "Birliğin üç dalı" -başkanlık, kongre ve mahkemeler- Meksika'nın yerli halklarının hakları ve kültürünün anayasal tanınmasını reddetmek üzere bir ittifak oluşturdular.
Ve bunu yükselen ve bu amaçla bir araya gelen büyük ulusal ve uluslararası harekete aldırmadan yaptılar. Medya dahil büyük çoğunluk, hesabın kapatılmasından yanaydı. Ama siyasetçiler kendilerine para getirmeyecek hiçbir şeyi önemsemezler; yıllar önce San Adrés Anlaşmaları imzalandığında ve COCOPA anayasal reform önerisi taslağı hazırladığında kabul ettikleri öneriyi, bu kez reddettiler.
Reddettiler, çünkü aradan kısa bir zaman geçtiğinde herkesin unutacağını düşünüyorlardı. Ve belki pek çok insan unuttu, ama biz unutmadık. Bizim belleğimiz var ve bunu yapan onlardı: PRI, PAN, PRD, Cumhurbaşkanı, milletvekilleri ve senatörler ve Anayasa Mahkemesi.
Evet, yerli halklar günümüzde bu Ulus'un yumuşak karnı olmayı sürdürüyor ve 500 yıldır aynı ırkçılığın acısını çekiyorlar. Seçimlere -bir başka deyişle onlara kâr sağlayacak konumlarını güvence altına almak için- hazırlandıkları bugün ne söyledikleri önemli değil: çoğunluğun iyiliği için hiçbir şey yapmayacaklar; para olmayan hiçbir şeye kulak vermeyecekler.
Biz Zapatistalar bir şeyden gurur duyuyorsak o da söze önem vermemizdir; dürüst ve ilkeli söze. Tüm bu süre boyunca sizlere, taleplerimizi elde etmek için diyalog ve müzakere yolunu deneyeceğimizi söyledik. Barışçı mücadelede büyük çabalar göstereceğimizi söyledik. Yerli mücadelesi üzerinde odaklanacağımızı söyledik.
Ve öyle de oldu. Sizlere ihanet etmedik. Bu soylu davaya cömertçe katkıda bulunduğunuz yardımların tümü, yalnızca buna kullanıldı, başka hiçbir şeye değil. Hiçbir şeyi başka bir alanda kullanmadık. Meksika'dan ve dünyadan aldığımız tüm insanî yardım yalnızca Zapatista yerli cemaatlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesinde ve yerli hakları ve kültürünün tanınması yönündeki barışçı girişimlerde kullanıldı.
Alınanlardan hiçbir şey silah elde etmede ya da savaş hazırlıklarında kullanılmadı. Yalnızca buna ihtiyacımız olmadığından değil (EZLN askerî kapasitesini 1994'ten bu yana olduğu gibi korudu), ama her şeyden önce, yardımlarınızın bir şey için olduğunu söyleyip, başka bir şey için kullanmak dürüstçe olmayacağı için.
Adaletli ve saygın bir barış için alınan yardımın bir milimi bile savaş için kullanılmadı. Savaşmak için yardıma ihtiyacımız yoktu. Barış içinse, evet.
Tabii, sözümüzü Meksika'daki ve dünyadaki başka mücadelelere gönderme yapmak (ve kimi durumlarda onlarla dayanışmamızı ifade etmek) için kullandık; ama o kadar. Ve pek çok kez, daha fazlasını yapabileceğimizi bilmemize karşın, kendimizi engellememiz gerekti, çünkü çabalarımız -sizlere de söylediğimiz gibi- münhasıran yerlilerle ve onlar içindi. Kolay olmadı.
"Bin 111'lerin Yürüyüşü"nü anımsıyor musunuz? 1999'daki "5 Binlerin Consulta"sını? 2001'deki "Yeryüzünün Rengi Yürüyüşü"nü?
O zaman campesino'lara (köylüler), işçilere, öğrencilere, öğretmenlere, çalışanlara, eşcinsellere ve lezbiyenlere, genç insanlara, kadınlara, çocuklara, yönelen haksızlıklar ve nefreti görüp duyduğumuzda neler hissettiğimizi varın siz düşünün.
Yüreğimizin neler hissettiğini düşünün. Acı, öfke, bize ait olduğu için tanıdığımız bir kızgınlık duyduk. Ama bu kez ötekinde olduğu için bizi etkiliyordu. Ve daha genişlemeyi istememizi sağlayan, daha kolektif, daha ulusal olmasını esinleyen "Biz"i duyduk. Ama hayır, sadece yerli demiştik, buna sadık kalmalıydık. Sanırım tarzımız böyle; sözümüze ihanet etmektense ölümü yeğleriz.
Şimdi başka bir şeyler söyleyip yapabilmek üzerine yüreğimize danışıyoruz. Eğer çoğunluk evet derse, o zaman bunu yapmak için olanaklı her şeyi yapacağız. her şeyi, gerekirse ölmeyi de. Dramatik görünmek istemiyoruz. Sadece ne kadarına talip olduğumuzu açığa çıkartmak için söylüyoruz bunu.
Bir başka deyişle, "bize bir konum, bir miktar para, bir vaat, bir adaylık verilmesine kadar" değil. Belki birileri, altı ay önce, "ne kayıpsa kayıptır"la başladığımızı anımsayacaktır. Şu hâlde, kayıp olanı bulmaya çalışıp çalışmayacağımıza karar verme vakti geldi. Bulmak değil, inşa etmek. Evet, "başka bir şeyi inşa etmek".
Son birkaç güne ait bildirilerden bazılarında, bir iç danışmaya girdiğimizi sizlere duyurmuştuk. Kısa sürede sonuçları alacağız ve sizi bunlardan haberdar edeceğiz. O zamana dek, size mektup yazma fırsatını değerlendiriyoruz. Sizlere hep içtenlikle seslendik; yüreğimiz ve koruyucumuz olana, Votan Zapata 'ya, Zapatista cemaatlere, kolektif komutamıza da.
Güç ve zor bir karar olacak, tıpkı yaşamımız ve mücadelemiz gibi. Dört yıl boyunca, halklarımıza kapı ve pencereleri sunabilecek koşulları hazırlamakla uğraştık; öyle ki, günü geldiğinde, herkes, hangi pencereden bakacağını ve hangi kapıyı açacağını seçebilmesini sağlayacak tüm bileşenlere sahip olsun.
Ve bizim yolumuz bu. Bir başka deyişle, EZLN önderliği yönetmez; bunun yerine yolları, adımları, eşlik etmeyi, yönü, hızı, hedefi arar. Birkaç tane. Sonra da halklara yolları sunar ve onlarla birlikte şu ya da bu yolu izlediğimizde neler olacağını tartışır. Çünkü, üzerinde ilerlediğimiz yola bağlı olarak, iyi olabilecek şeyler de vardır, kötü olabilecek şeyler de.
Ve sonra onlar -Zapatista cemaatler- düşüncelerini söyler ve tartıştıktan sonra ve çoğunluk olarak nereye gideceğimizi kararlaştırır. Ve emri verirler ve EZLN önderliği, işi örgütlemek, o yolu yürümek için ne gerekiyorsa hazırlamak zorundadır.
Tabii EZLN önderliği yalnızca onlara ne olduğuna bakmaz, aynı zamanda halklara bağlı olmak ve onların yüreklerine dokunmak, söyledikleri gibi, onlarla bir olmak zorundadır. Sonra hepsi bizim bakışlarımız, bizim kulağımız, bizim düşüncelerimiz, bizim yüreğimiz olur.
Ama ya, şu ya da bu nedenden dolayı, önderlik hepimiz gibi bakmıyor, veya duymuyor, veya düşünmüyor veya hissetmiyorsa? Ya da bir kısım görülmüyor, başka bir şey duyulmuyor, diğer düşünceler düşünülmüyor ya da hissedilmiyorsa? Herkese danışılmasının nedeni budur. Herkese sorulmasının nedeni budur. Herkesten onay alınmasının nedeni budur.
Çoğunluk hayır diyorsa, o zaman önderlik başka bir yol aramak, ve biz kolektif olarak bir karara varana dek halklara başka bir yol sunmak zorundadır. Başka bir deyişle, halk yönetir.
Şimdi kolektifi oluşturan bizler bir karara varacağız. Lehte ve aleyhteki noktaları tartıyorlar. Neyin yitirilip neyin kazanılacağını dikkatle hesaplıyorlar.
Kaybedilecek olanın az olmadığı görülürse, buna değip değmeyeceği kararlaştırılacak. Belki bazı kişilerin tartılarında elde ettiklerimize fazlaca ağırlık verilecek. Belki başkalarınınkinde, toprağımızın ve göklerimizin İktidarın aptalca açgözlülüğüyle tahrip edildiğini görmenin verdiği öfke ve utanç, daha ağır basacak.
Her durumda, bir külhanbeyi çetesi Patria'mızı (vatan) ona ve herkese varoluşunu sağlayan şeyden, saygınlıktan yoksun bırakırken, edilgin kalıp salt seyretmekle yetinemeyiz.
Ah, evet, şimdi önümüzde pek çok dönemeç var. Size belki de son kez, destek vaadinizi iade etmek için yazıyoruz. Yerli mücadelesinde kazandıklarımız az değildi ve bu da, -size hem özel, hem de kamusal olarak söylediğimiz üzere- yardımlarınız sayesinde oldu.
Sanırız biz Zapatistaların, bu noktaya kadar sizlerle birlikte inşa ettiklerimizden, hiçbir utanca yer bırakmaksızın, gurur duyabilirsiniz. Ve sizin gibi insanların yanımızda yürümüş olmasının bizler için bir onur olduğunu bilin.
Şimdi başka bir şey yapıp yapmayacağımıza karar vereceğiz, ve sonuçları uygun zamanda kamuoyuna açıklayacağız. Şimdi -spekülasyonların önüne geçmek için- bu "başka bir şey"in bizim tarafımızdan herhangi bir askerî saldırı eylemi olmadığını açıklıyoruz.
Kendi adımıza biz, saldırgan askerî mücadeleyi yeniden başlatmayı ne planlıyor ne de tartışıyoruz. 1994 Şubat-Mart'ından bu yana, tüm askerî mevcudiyetimiz savunmaya yönelik olagelmiştir. Hükümet de, kendi adına, federal kuvvetler ya da paramiliterleri eliyle saldırı savaşı hazırlıkları yürütüp yürütmediğini açıklamalıdır.
Ve PRI ve PRD de, Chiapas'da destekledikleri paramiliterlerle bize karşı saldırı planlayıp planlamadıklarını açıklamalıdır.
Eğer Zapatista çoğunluğun kararı bu yönde olursa, bize şimdiye dek münhasıran yerli olan mücadelemizde omuz vermiş olanlar, herhangi bir utanç ya da pişmanlık duymaksızın, Comandante Tacho'nun, iki buçuk yıl önce, 2003 Ocağında San Cristóbal de Las Casas meydanında değindiği "başka bir şey"den kendilerini uzaklaştırabilirler.
Ayrıca, şu andan itibaren bu ilişki kesmeyi doğrulayan ve iş başvurularında, CV'lerde, kahve sohbetlerinde, yayın kurullarında, yuvarlak masa toplantılarında, kapalı tribünlerde, forumlarda, sahnelerde, cilt kapaklarında, dipnotlarda, kolokyumlarda, adaylıklarda, teselli kitaplarında ya da gazete sütunlarında kullanılabilecek ve, bunlara ek olarak, her mahkemede savunma kanıtı olarak gösterilebilecek bir bildiri yayınlanmıştır.
(Gülmeyin, bu olayın bir içtihadı var: 1994'te, kötü bir hükümet tarafından tutuklanan -ve Zapatista olmayan- bazı yerliler, CCRI-CG'nin bu kişileri EZLN'nin yaptıklarından aklayan bir mektubu sayesinde yargıç tarafından serbest bırakılmışlardı. Bir başka deyişle, avukatların dediği gibi "bunun içtihadı var").
Ama yüreklerinde yeni sözümüzün -küçük de olsa- bir yankısını bulanlar ve seçtiğimiz yol, adım, hız, eşlik ve hedefin çağrısını hissedenler, belki, "başka bir şey" olduğunu bilerek yardımlarını yenilemeye (ya da doğrudan katılmaya) karar verebilirler.
Aynen öyle; hilesiz, ihanetsiz, ikiyüzlülükten, yalanlardan uzak. Kadınlara teşekkür ediyoruz. Bize yardım eden, bize eşlik eden ve pek çok kez acılarımızı ve adımlarımızı paylaşan tüm kızlara, yeniyetmelere, genç kadınlara, señorita'lara, señora'lara ve ihtiyarlara (ve 12 yıl boyunca birinden diğerine değişenlere).
Bize yardım edip bizimle yürüyen, Meksikalı ya da başka ülkelerden, hepsine.
Yaptığımız her şeyde siz büyük çoğunluktunuz. Belki de sizlerle, herkes kendi yerinde ve tarzında olmak üzere ayırımcılığı, aşağılanmayı ve ölümü paylaştığımız için.
Kendini hükümet görevleri, harcırahlar, güçlülerin yerlilere ve hayvanlara layık dedikleri pohpohlamalara satmayan ulusal yerli hareketine teşekkür ediyoruz.
Sözümüze kulak verenlere ve sözlerini bizden esirgemeyenlere. Yuvasını, yüreğini bizlere açanlara. Saygınlıkla direnenlere ve direnmeyi sürdürenlere, yeryüzünün bizim oluşturduğumuz rengini yükseklere taşıyanlara.
Meksika'nın ve dünyanın genç erkek ve kadınlarına teşekkür ediyoruz. O 94 yılında çocuk ya da yeniyetme olup, kulaklarını ve gözlerini kapatmadan soyluca büyüyenlere. Gençliğe erişenlere ya da takvimden kopartılan yapraklara karşın orada kalıp koyu tenli ellerimize isyanlarının elini uzatanlara.
Gelip saygın yoksulluğumuz, mücadelemiz, umudumuz ve çılgın girişimimizle günlerini, haftalarını, aylarını, yıllarını paylaşmayı seçenlere.
Eşcinsellere, lezbiyenlere, transseksüellere, cinsiyet-ötesi kişilere ve "kendi tarzındaki herkese" teşekkür ediyoruz. Gizlenmenin bir kusur olmadığı bilinciyle farklılığa saygı mücadelelerini bizimle paylaşanlara.
Cesaretin testosteronla hiç mi hiç ilişkisi olmadığını gösterenlere ve bizlere tekrar tekrar aldığımız saygınlık ve soyluluk derslerinin en güzellerinden bazılarını verenlere.
Meksika'dan ve dünyadan, yerliler için mücadelemize omuz veren aydınlara, sanatçılara, bilim insanlarına teşekkür ediyoruz. Pek az hareket ya da örgüt, arkasında bu denli zeka, deha ve yaratıcılığın (her zaman eleştirel, ve onlara bunun için teşekkür ediyoruz) desteğinin bulunmasıyla övünebilir.
Sizlere hep kulak verdiğimizi ve görüşlerinizi paylaşmadığımız zamanlarda dahi sizleri saygı ve dikkatle dinlediğimizi, taşıdığınız ışıktan bir şeylerin karanlık yollarımızı aydınlatmada yardımcı olduğunu zaten biliyorsunuz.
Gördüklerini ve duyduklarını tüm dünyaya hakikate bağlı kalarak duyuran ve seslerimize ve yolumuza, onları çarpıtmaksızın saygı gösteren dürüst basın emekçilerine ve saygın medyaya teşekkür ediyoruz. Mesleğinizin icrasında yaşadığınız, yaşamlarınızı riske attığınız, saldırılara uğradığınız ve bizler gibi, adalet bulamadığınız bu zor günlerde sizlerle dayanışmamızı ifadelendiriyoruz.
Ve kimseyi ihmal etmeden, dürüstçe ve içtenlikle bize yardımcı olan herkese teşekkür ediyoruz.
Bu mektubun başında, bunun bir veda olmadığını söylemiştim. Ama öyle görünüyor ki, kimileri için bu bir veda. Diğerleri için ise, ne olacaksa, o, yani bir vaat. Çünkü kayıp olan, artık görülebiliyor..
Vale. Selamlar ve yürekten yüreğe, her şey için teşekkürler.
EZLN Zapatistaları adına.
Meksika Güneydoğusu dağlarından. İsyancı Subcomandante Marcos.
Not: Artık futbol oynamaktan söz etmediğimizi görebiliyorsunuz. Ya da salt bunu düşünmediğimizi. Çünkü bir gün Milano Internazionale ile oynayacağız.
Biz, ya da bizlerden geriye kalanlar.(SM/EÜ)











